Makale Yaz
hakocbb
Bu haberi yazdır
ANAHTAR......
 Ağu
16
 2020

Futbol asla kuantum fiziği değildir, çok bilinmeyenli denklem değildir. Tam aksine, kuralları basit, oynaması zevkli, seyretmesi keyifli bir oyundur. Karmaşık değildir, anlaşılması zor değildir, bu sebeplede her yaş ve tarzdan insan tarafından çok sevilir. Elbette işi bilen insanlar tarafından yönetilen, doğru hamleler yapılan takımlar ön plana çıkarlar. Sonuçta hem taktik hem teknik hem de mental olarak iyi, doğru ve planlı bir yapılanma için zeka, tecrübe gibi etkenler şarttır.

Şampiyonlar liginde yarı finale yükselen takımlardan RB Leipzing sportif direktörü, başarı sırrını soranlara "önce doğru planlama sonra da çok ama çok sıkı çalışma" cevabını veriyor. Aynı kupada Barcelona ya tarihi hezimeti yaşatan Bayern Münih teknik adamı da aynı soruya "çok çalışıyoruz, disiplinli çalışıyoruz, ağır idmanlar, sürekli tekrarlar yapıyoruz" yanıtını veriyor. Bayern Münih in yıldız oyuncusu Thomas Müller, "çok ağır ve yorucu idmanlar yapıyoruz, bıkmadan usanmadan tekrar yapıyoruz, antremanlarda düpedüz acı çekiyoruz, ancak sahaya çıkınca bunun maximum yararını görüyoruz, çok eğleniyor, yaptığımız işten çok zevk alıyoruz" şeklinde cevap veriyor.

Bundan kısa sayılabilecek bir süre basından takip ettiğim bir değerlendirmede dönemin teknik direktörü Frank Rijkaard, takımı toplayıp videodan maçları izlettiremediğini, oyuncuların "ne gerek var diyerek surat astıklarını, bahaneler uydurup izlemeye gelmediklerini" anlatıyordu. Aynı şekilde şikayetleri, Michaell Skibe, Prandelli, Riekerink gibi teknik adamlardan da duyduğumu hatırlıyorum. Keza aynı durumun başta Fenerbahçe, Beşiktaş olmak üzere diğer Türk takımlarında da sıkça yaşanıldığı, bir çok teknik adamın ( özellikle yabancı ) aynı sıkıntıları yaşadığını basından takip ediyorum. Ülkemizde sıkça sözü edilen" futbolcuya dayalı sistem " söyleminin de ne olduğunu sanırım futbolla ilgilenen herkes az çok bilir. Bu ligde yer alan hemen hemen her takımın takipçileri futbolcuları tarafından sevilmeyen, benimsenmeyen ya da direk olarak istenmeyen teknik adamların sonlarını çok iyi bilirler. Türkiye liginde idmanları ağır, sert ve disiplinli yaptırdığı için başarısız olup kovulan teknik adamları yazmayak istesem ancak 5-6 ciltlik roman yazarım. Bu hocalar gider gitmez yeni hoca gelir ve ne hikmetse elinde sihirli değnek varmışçasına takımın çehresi, oyunu değişir, saha sonuçları değişir ki bu da ayrı bir film konusu olur.

Yaşı elverenler bilir, 1980 li 90 lı yıllarda takımlar sezon açılışı yaparlardı. Tribünleri tıklım tıklım dolduran taraftarlar yeni transferlerle tanıştırılır, eğer değiştiyse yeni hocayla tanıştırılır, eskilerle hoşbulduk yapılırdı. Takım ilk idmanı göstermelik bir şekilde taraftarın önünde yapar, çift kale ile de bu şölen son bulurdu. Bu sezon açılışları ortalama 90 dk. sürerdi, 30 dk. kadar eski ve yeni transferler, teknik heyet anons edilir, 15 dk. filan ilkoul beden eğitimi dersi seviyesinde bir topsuz ısınma idmanı, 15-20 dk top sürme, şut çalışması, geri kalan yarım saate yakın vakitte tamamen gösteri amaçlı şov maçı.

Bir yaz günü yine bu şölene katılmak üzere G.Saray ın sezon açılışına gittik. Saatler evvel doldurduğumuz tribünlerde tezahüratlarla vakit geçirdik ve nihayet vakit geldi, anonslar başladı, önce takımın eskileri, ardından yeni transferler derken teknik ekip sahaya davet edildi. O sezon G.Saray a yeni bir hoca getirilmişti, Alman futbolunun şöhretli isimlerinden Karl Hainz Feldkamp. Derken antreman başladı, başladı ama bir anormallik vardı. Yeni hoca hiç de şov yaptırmak, şölen izletmek için çıkmışa benzemiyordu sahaya. Futbolcuları o yaz sıcağında belki yarım saatten fazla tempolu koşturdu, ciddi deparlar attırdı, ardından yardımcıları vasıtasıyla oldukça sert bir kültür - fizik, dayanıklılık çalışması yaptırdı. Biz normalde eve dönüş hazırlığı yapacağımız vakitte daha sahaya top bile çıkmamıştı. Yaklaşık 1 saatin ardından kan ter içinde, dilleri dışarda futbolcular sıkı bir pas ve şut çalışmasına, sahaya dizilen kukaların arasından zamana karşı top sürme (dripling) antremanına tabi tutuldu. Büyük takımda oynayan hemen hepsi milli seviyede profesyonel oyuncuların zayıf, isabetsiz, kötü şutları, berbat pas yüzdeleri, pasın şiddetini ayarlayamamaları, top sürmede ki yavaşlıkları, ayaklarındaki hakimiyet eksikliği o bembeyaz saçlı adamın saçını başını yolmasına neden olmuştu. Futbolcular için de en az onlar kadar taraftar için de gerçek bir şaşkınlık, tam anlamıyla bir şoktu o sezon açılışı. Ancak futboldan anlayanlar çok iyi biliyordu ki sezon içersinde yenilmesi çok zor, seyretmesi çok zevkli bir şampiyon gelecekti bu açılışın ardından. Öyle ki daha 15. dk. da 2 haksız kırmızı ile 9 kişi de kalsa bu takım yine goller atacak, yine rakibine üstünlük kuracak, hakeme bile yenilmeyecekti o sezon.

Yine yakın geçmişten bariz bir örnek, İngiltere nin Arsenal takımından aldığımız Emmanuel Eboue yi ilk izlediğimde yıllardır sağ bek seyretmediğim gerçeğiyle yüzleştim. Adam ilk sezonunda öyle bir top oynadı ki her maç aynı istikrar ile akıllara zarar. Hız, çabukluk, top hakimiyeti, pas isabeti, fizik güç, ofansif katkı, pas ve orta isbeti, pozisyon bilgisi, ters kademe, şut, çalım ne ararsan var adamda. Rakipler sol kanattan gelmeye teşebbüs bile edemiyor, Eboue ye tekme atan yerde kıvranıp tedavi görüyor. Kolay değil 7-8 sezon Premier ligin en tepesinde oynayabilmek. 2. sezon itibariyle o demir adam kaybolup yerine çıtkırıldım bir oyuncu hasıl oldu ne iş ise. Eboue daha rakip dokunmadan yerlerde yuvarlanan, hamleden değil rüzgarından sakatlanan bir cam adam oluverdi. Hemen her faulde yerlerde taklalar atışı, suratında ki ayağı kırılmış, kafası yarılmış izlenimi yaratan ağlama ifadesi artık rakipleri değil beni bile sıkar olmuştu. Elbette bu artistlikler sonucu hakemlere yediremediği pozisyonlarda bize yedirdiği goller de canımızı az yakmadı. Taş gibi bir futbolcu bir senede nasıl pamuk kıvamına gelir acaba ?

 Eboue nin G.Saray a transfer olduğu günlerde Arda Turan da G.Saray dan Atletico Madrid e transfer olmuştu. Öyle birilerinin sandığı gibi gider gitmez "buyrun formanız, ilk 11 de yeriniz hazır, siz bu takımın yıldızısınız" gibi bir muamele görmedi asla. Tam aksine, gerek kendi açıklamaları gerek spor medyasından yansıyan havadisler orada oynamak için ne denli yetersiz, ne denli güçsüz olduğunu anlatıyordu bize. Arda Madrid e gidip imzayı attıktan sonra takım idmanları haricinde her gün en az 5-6 saat sahada, spor salonunda, kros parkurunda ve yüzme havuzunda bireysel antreman yaptı. İspanya da geçirdiği ilk ayın sonunda 9 kilo vermiş, vücunda ki kas oranı ise %11 fazlalaşmıştı. Takımda kendine yer bulmak için 3 ay uğraşmış ve bu azimli çalışmaların ardında kendisini önce hocasına daha sonra takımına ve taraftarlarına kabul ettirmişti. 

Anlatmak istediğim şey önümüzdeki sezon G.Saray takımı başarılı olacak ise bu işte tek şart Fatih Terim dir. Eski - yeni farketmez her futbolcu bilir ki G.Saray da Fatih Terim e "rağmen" bir düzen kurulamaz. Eğer bu formayı giymek istiyorlar ise hoca ne derse harfiyen yapacaklar. Hoca da biliyor ki bu sene ve en az sonra ki 1 sene daha istenilen paralar verilemeyecek, arzulanan transferler yapılamayacak. O halde elde ki futbolculardan en üst verimi almaktan, eksik yerlere takım içinden, genç oyunculardan çözümler üretmekten başka çare yok. Ve hoca yine biliyor ki eğer kendisini tüm benliği ile tam konsantrasyonu ile takıma ve futbola verirse üstesinden gelemeyeceği hiç bir zorluk yok. Takımda sol bek, stoper ve orta sahada kanat oyuncusu yokken ağlayıp bahane üretmek yerine Riera dan sol bek, Engin den ve genç takımdan çıkardığı Emre Çolak dan kanat, yine genç takımdan Semih ten stoper yapıp en büyük rakiplerini eze eze yenerek şampiyon yapanda kendisi. Ayrıca 2000 senesinde UEFA yı kazanan kadroya rüya takım diyenlere de şunu hatırlatalım, eğer o kadro rüya ise finalde yendiğimiz Arsenal kadrosu hayallerin ötesinde, değil Dünya nın, Galaksinin rüya ötesi takımıydı. O kupayı kazanan takımda 11 oynayan Ümit Davala yı 2. ligden Diyarbakır dan, Hakan Ünsal ı 2. ligden Karabük ten, Suat ı Konya dan komik paralara almıştık. Okan, Ergün takımdan gönderilmek, satışa konulmak isteniyordu. Hepsini alan da takımda tutan da Fatih Terim di. Tıpkı, yaşlı, sorunlu, müzmin sakat, alkolik, emekli dedikleri Hagi ye kefil olanın da Fatih Terim olması gibi. Sözün özü Fatih hoca artık yıldızlara dayalı bireysel oyunla değil idmanda acı çekercesinie, bıkmadan, usanmadan çalışan sahada ise önce kendisi zevk alan, eğlenen sora seyredene keyif veren futbolla başarmak zorunda. Eğer başarmayı gerçekten isterse olacaktır aksi halde yaptıklarına, başardıklarına uzun yıllar kimsenin ulaşamayacağı bir efsane olarak emekliliğin tadını çıkartacaktır.





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2020
  2019
  2018
  2017
  2016
  2015
  2014
  2013
  2012
  2011
Son Girilen Makaleler
ayhandayan
| 20 Eylül 2020 |
bin-dokuz-yuz-bes
| 27 Ağustos 2020 |
veratisx
| 25 Ağustos 2020 |
veratisx
| 16 Ağustos 2020 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN