Makale Yaz
sizofren
Bu haberi yazdır
Sistematize Etmemiz Gereken O Maç
 Eki
27
 2017

Ben bir Tudor hayranı değilim. Fakat oyunu doğru okumayıp yanlış hamleler yapması dolayısıyla onun üstünü çizecek sığ düşünceli insanlardan da değilim. Malesef bu tarz arkadaşlarımız taraftar profilimizde bulunuyor ve kalıplaşmış duygularının da dışarısına çıkamıyorlar. Bu durum aslında koskoca dünyaya, küçücük bir kapı deliğinden bakmaya benziyor. Bu yüzden büyük resmi göremiyorlar. 

Halbuki adam bir şey yaptı. Belki de yıllardan beri özlemini duyduğumuz önde baskı oyununu hedefledi. Transferlerin isabetli olması bu hedefi kolaylaştırdı belki ama sonuçta bu futbolcuları isteyip, onaylayan da kendisiydi. Bir insanı değerlendirirken, terazinin bir ucuna inatlaşmış düşüncelerimizi koyup, diğer tarafı boş bırakırsak, bu hiç de adil olmaz. 

Hataları da var elbette Tudor'un. Ancak bunları dile getirip eleştirmek başka şey, tamamen bir kötüleme taarruzuna geçmek ise bambaşka bir şey. Sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım. İşte bu ince nüansı ayırt etmedikçe, ''Ben daha önce demiştim, siz neredeydiniz'' gibi gereksiz egolar türer. Ki bunlar aslında son derece anlamsız. Çünkü adamın doğru yaptıklarını söylemek, onun yanlışlarını görmezden gelmek demek olmayacağı gibi, bu durumun tersi de doğrudur. Yani ''Önce kötüledim, artık sonuna kadar gitmem gerekir'' şeklindeki bir mantık da yanlış. Hatta yanlıştan daha da öte gülünçtür. Tünelin sonundaki ışığı görebilmek için sadece gözlerimizi açmamız gerekirken, bu şekilde bir mantıkla hareket edip, Mayıs'a, hatta belki de Nisan'a erişebilmek de çok zor bir zanaat olsa gerek.

En iyi oyunumuz Bursa maçıydı derken, son 25 dakikada yapılan değişiklikleri kastetmemiştim. Bursa maçında baskı kırıldığında defansımız ilk defa geriye kaçmamıştı. Böylece takım boyu uzamadı ve geri dönüşlerde de çok fazla efor harcamadık. İşte bu yüzden maç sonuna kadar tempomuz hiç düşmemiş, önde daha iyi basmış ve dönen topların da neredeyse hepsini alarak atak devamlılığı sağlamıştık.

Aksi halde baskı başarısız olup defans da geriye kaçınca, rakip, orta saha ile defansımız arasında büyük boşluklar buluyor ve rakibi oyuna resmen dahil ediyoruz. Tudor, Galatasaray'ın bu en büyük zafını Ndiaye'yi Fernando'ya yaklaştırarak çözmeye çalıştı. Yanlış. Çünkü Fernando'nun sahayı genişletebilmek adına stoperlerin arasına girmesi gibi bir misyonu da var. Dolayısıyla baskı kırılıp rakip üzerimize geldiğinde Fernando sadece rakibin konumuna göre değil, aynı zamanda Serdar Aziz ve Maicon'un pozisyonunu gözeterek de bu geçiş oyununu yapmak durumunda. Defans geri kaçtığı sürece değil Fernando, Patrick Vieira da olsaydı direkt olarak rakibi karşılaması mümkün olmazdı. Bu yüzden Fernando daha çok, takım tamamen topun arkasına geçesiye kadar rakibin hızını kesiyor. Oyun gel-git'e döndükçe de hem çok efor sarfedip yoruluyoruz, hem de topu kazansak bile rakibin bu sefer bize baskı yapmasına olanak sağlıyoruz. Atak devamlılığını kaybettiğimiz gibi rakibi de maça ortak etmiş oluyoruz. 

İşte Tudor'un ''baskı kırılırsa ne olmalı'' sorusuna verdiği yanıt bence bu yüzden yanlıştı. Çünkü Ndiaye Fernando'ya yakın oynadığında, hücumda araya oynama durumu da ortadan kalkıyor. Bu yüzden topu sürekli kanat beklerine atıyoruz. Ama sürekli... Sonuçta Belhanda da bir Hagi değil ki, top ona geldiğinde iş bitirebilsin. Hoş, baskı kırıldığına defans geri kaçtığı sürece, Ndiaye de uzak kalsaydı, bu tablodan çok daha kötü sonuçlar çıkardı elbet. Ancak önemli olan bir yanlışı doğruyla kapatabilmek değil, doğru yapıldığı taktirde, doğruyu sistematize edebilmektir.

Bursa maçındaki kurguyu işte bu yüzden sistematize etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ki bu söylediğimin değişikliklerle hiç bir alakası yok. Antalya maçından sonra Tudor, ''baskı kırılırsa ne olacak'' sorusuna Bursa maçında bence en doğru yanıtı verdi. Fakat özellikle ilk yarıda Bursa'ya verdiğimiz bir kaç pozisyondan ötürü olacak ki, bu anlayışı sonraki maçlarda devam ettirmedi. Halbuki devam ettirseydi, bu kurgu, şu anda çoktan bir takım alışkanlığına da dönüşmüş olabilirdi.

Şimdi bazılarının mantığına göre ilk haftalardaki muazzam baskı futbolunu alkışladığım için ben bu tür eleştirilerde bulunmamam gerekiyor. Ne alaka? Çok biliyorum ya da sadece ben biliyorum da demiyorum ama benim görebildiğim bu. Her şeye rağmen tünelin ardındaki ışığı da görebiliyorum ben. Bazılarının göremediği ya da görmek istemediği o ışığı...

Saygılar...





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
  2018
  2017
Son Girilen Makaleler
ali-sami-yen-1905
| 13 Ekim 2019 |
yasinldkl
| 12 Ekim 2019 |
ucan-alman
| 06 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN