Makale Yaz
sizofren
Bu haberi yazdır
Şampiyonlar Ligi için...
 Ağu
13
 2018

Lige iyi başladık. Lakin ilk maçlar sonunda Ankaragücü, bu ligin en zayıf halkası olarak gözüktü. İnşallah ligteki bu fikstür şansımız Şampiyonlar Ligi kura çekiminde de devam eder.

Eren iyi olduğu için değil, Gomis, hazırlık maçlarında ve Süper Kupa'da vasat olduğu için sahadaydı. Belhanda ve Feghouli'nin ikisinin birden yedeğe çekilmesi ise son derece doğru bir karardı. Çünkü Galatasaray'ın en büyük sorunu Belhanda ve Feghouli ile birlikte oyunu yavaş oynamasıydı. Nihayet Fatih Terim, Rodrigues ve Onyekuru ile maça başlayarak her iki kanatta da hızlı futbolcuları tercih etti ki oyunu hızlandırabilmek adına bundan daha doğru bir karar da olamazdı. Gomis kendisini bulduğunda, bu iki hızlı kanatla beraber geçen sezondan çok daha verimli olabilir.

Fatih Hoca'nin Sinan tercihi bana biraz sürpriz geldi. Çünkü gördüğüm kadarıyla hazırlık maçlarında bile Sinan'ı forvet arkasında kullanmamıştı. Sinan, yetenekli fakat ağır bir futbolcu. Daha fit olması lazım. İkinci devredeki Onyekuru'nun pasında kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda zar zor ayağını uzatabildi. Topa vurmaya gücü yetmedi. Halbuki o pozisyon gol olsaydı maç çoktan bitmiş olacaktı. Fatih Hoca Sinan'ın yerine Muğdat'la maça başlasaydı bence çok daha hareketli bir maç izleyebilirdik. Çünkü Muğdat gezen bir futbolcu.

Belhanda'nın yedeğe çekilmesi ve formanın Sinan'a verilmesiyle birlikte 4-1-4-1 sistemi de değişti ve Galatasaray çift ön liberoya dönmüş oldu. Artık çok net anlaşıldı ki, transfer yapılmadığı sürece orta göbekte Fernando - Donk ikilisi kolay kolay değişmeyecek. Galatasaray orta sahada iki düz futbolcuyla oynamaya pek alışık bir takım değil. Çünkü hem öyle bir kültürümüz yok, hem de yıllardan beri pas oyunuyla sürekli öne oynamaya çalışan bir takımız. Fakat Fatih Terim, dirençli bir orta saha istiyor. Hem ligte, hem de özellikle Şampiyonlar Ligi'nde. Haklı. Çünkü Ndiaye tarzında hem ayağı düzgün hem de sert oynayacak bir futbolcusu yok elinde. Ancak Donk ve Fernando'yla birlikte oyunu sete döndürüp öne doğru sürekli pas oyunu oynamak çok zor. Ki Fatih Terim'in asıl amaçladığı böylesi bir futbol anlayışına da ters bir durum çift ön liberoyla oynamak. Fakat hocanın eli kolu bağlı ve buna mecbur. Aksi halde Selçuk'lu bir orta saha çok kırılgan oluyor. Fakat ben yine de Donk'un yerine Mariano'nun tercih edilmesinden yanayım ki bir önceki yazımda bunun nedenlerini belirtmiştim.

Ankaragücü maçındaki anlayışa göre orta saha dirençli ve kanatlar da hızlıydı. 30 pasla rakibi çözmektense, uzun paslarla oyunu kanatlara aktarıp, forveti destekleyen bir orta saha futbolcusuyla ceza sahasında çoğalarak daha kısa yoldan sonuca ulaşmak mümkün. Aslında bu anlayış Şampiyon Ligi maçlarında da ideal bir taktik olabilir. Top sürekli bizde olacak diye bir kural yok. Artık Galatasaray 2. bölgede 20 pas yapacağına 3. bölgede 3 pas yapmayı tercih etmeli. Fakat Sinan'ın çok daha fazla koşması ve yer değiştirmesi gerekiyor.

Ankaragücü maçının ikinci devresinde Fatih hoca Belhanda'yı sol kanada çekti. Hayırlı olsun. Artık Belhanda Rodrigues'in yedeği. Sağ kanattaki Onyekuru'nun yedeği de Feghouli oldu. Selçuk da Fernando ve Donk ile birlikte orta sahayı üçledi. Böylece tam da Fatih Terim'in istediği bir kurgu çıktı meydana. Çift ön liberoyla hem dirençli bir orta saha, onların önündeki üçlüyle de oyunu sete döndürerek pas oyununu oynayabilecek bir orta saha... Eren'in attığı üçüncü golden önceki paslaşmalara dikkat edin. Ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Ancak sürekli ayağa oynayacak böylesi bir kadroyla ceza sahasında çoğalabilmek çok zor. Heleyse güçlü takımlara karşı 40 pas yapsanız bile hiç bir şey üretemeyebilirsiniz. Fatih Terim'in Milli Takım dönemini hatırlayın. Kanatlarda ağırlıklı olarak Volkan Şen ve Emre Mor gibi hızlı ve kaçan futbolcuların yerine Arda Turan ve Hakan Çalhanoğlu gibi topu ayağına isteyen ve sıfıra bile inemeyen futbolcuları tercih etmişti. Böylece ceza sahasında çoğalamıyor ve oyunu da hızlandıramıyorduk. Oysaki bu tarz topu ayağına isteyen futbolcular öne geçtikten sonra ve ikinci yarıda topu tutabilmek adına oyuna dahil olmalıydılar. Tıpkı Ankaragücü maçının ikinci yarısında olduğu gibi...

Fatih Terim'in Göztepe maçında kazanan takımı bozacağını sanmıyorum. Bu hafta Göztepe iki kırmızı kart görerek orta sahadaki iki futbolcusunu da kaybetti. Bu da bizim için büyük bir avantaj. Eren ilk yarıda gol atamazsa, Gomis ikinci devre oyuna girebilir. Galatasaray öne geçerse, ikinci yarıda yine aynı senaryoyu izleyebiliriz. Kanatlarda Rodrigues'in yerine Belhanda, Onyekuru'nun yerine de Feghouli oyuna dahil olabilir. Benim asıl merak ettiğim ise eğer çift ön liberolu 4-2-3-1 sistemi değişmeyecekse, Sinan'ın alternatifinin kim olacağı. Bence bu kadar sabrettikten sonra Fatih Hoca'nın ne Belhanda'ya, ne de Feghouli'ye bu mevkide tekrar görev vereceğini sanmıyorum. Pasla oyunu tutmak isterse Selçuk'u da oyuna alabilir. Oyun etkinliğini devam ettirmek isterse de Muğdat ve Yunus Akgün'e de forma verebilir. Benim tercihim Gomis'in arkasında Muğdat'ın oynaması yönünde. Çünkü Muğdat'ın kondisyonu iyi ve sürekli yer değiştiriyor. Gomis'e daha fazla boş alanlar açabilir. Böylece iki tane hızlı kanatla birlikte Galatasaray çok daha kolay pozisyona girip, çok daha etkin oynayabilir.

Ankaragücü maçıyla birlikte artık mevcut kadroda taşların yerine oturduğunu düşünüyorum. Eren bence iyi değil. Bu yüzden eğer Gomis geçen seneki hırsıyla dönüş yaparsa formayı kolaylıkla alır. Ancak Belhanda ve Feghouli'nin oyun tarzları nedeniyle maçın ikinci yarısında oyuna dahil olabilecekleri kanısındayım. Heleyse Belhanda'nın bundan sonra sadece sol kanadın alternatifi olacağını düşünüyorum. Eğer Fatih Terim Belhanda'yı tekrar orta sahaya çekerek 4-1-4-1'e dönüş yaparsa, son derece yanlış bir karar vermiş olur. Hazır taşlar oturmuşken, Şampiyonlar Ligi öncesi Galatasaray artık zaman kaybı yaşamamalıdır.

Ankaragücü maçıyla lige başlamamız, Galatasaray'ın fikstür şansı demiştim. Umarım Şampiyonlar Ligi'nde de 1. torbadan Lokomativ Moskova, 2. torbadan Shakhtar Donetsk, 3. torbadan da muhtemelen Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olan Salzburg'la eşleşiriz. Bu üç takımın bize çıkması 8 x 8 x 7 (Çünkü 3. torbada bir diğer Rus takımı CSKA Moskova var) = 1/448 ihtimal. Üçü birden çıkmasa da en azından ikisine razıyım. Özellikle Shakhtar, Bernard'ın Everton'a gitmesiyle çok büyük bir güç kaybetmiş oldu. Kuraya 4. torbadan katılacağımız için Porto da 2. torbadan çıkacak takımlar arasından ideal bir rakip gibi duruyor. Şampiyonlar Ligi'ne katılacak bazı takımlar net değil. Ancak katılması kesinleşen takımlar arasından 2. torbadan Manchester United, Dortmund ve Napoli, 3. torbadan ise Liverpool ve Roma bize çıkmazsa harika olur. 1. torbadan Lokomotiv Moskova hariç geriye kalan takımlara karşı içeride ve dışarıda fazla yapabileceğimiz bir şey yok gibi. Denayer, Ndiaye ve Emre Akbaba'nın üçü birden takıma dahil olsalar bile... Çünkü 1. torbadaki kesinleşmiş diğer 7 takım şunlar: Real Madrid, Atletico Madrid, Bayern Münih, PSG, Manchester City, Juventus ve Barcelona. Ancak şurası bir gerçek ki, önemli olan 2. ve 3. torbadan bize çıkacak rakiplerin kim olacağı.

İnşallah alabileceğimiz maksimum puanı alırız. Hatta gurubu 3. bitirip, Avrupa Ligi'ne gitmeye bile razıyım. Çünkü 5 yıllık ortalama puanımız 5.900 ve 51. sıradayız. 2013/14 sezonunda topladığımız 15.000 puan da bu yıl silinecek. 2014/15'te 5.000, 2015/16'da 9.000, 2016/17'de 0 ve 2017/18'de 0.500 puan toplamışız. Son dört yılımız gerçekten çok kötü. Hele ise son iki yılımız berbat ve önümüzdeki üç yıl daha bu son iki senenin ceremesini çekeceğiz. Bu yıldan başlamak üzere iyi bir takım puanına ihtiyacımız var. Aksi halde 4. torbalara mahkum kalacağız. Kura çekimi için henüz erken ama belli başlı bilgileri şimdiden paylaşmak istedim. İnşallah iyi bir kura çekeriz. Çünkü artık kim çıkarsa çıksın devirleri çoktan bitti. Her şey gibi futbol da değişti. Futbol o kadar gerçek bir oyun ki, 10 yıllık politika yapmadan kısa yoldan hayaller kurmaya bile artık izin vermiyor.

Şampiyonlar Ligi müziğini gerçekten çok özledik. Haftalar ilerledikçe heyecanlanıyorum. İyi bir kura çekersek en kötü 3. olabilir ve Avrupa Ligi'yle devam edebiliriz. Guruptan çıkmak ve daha ötesi ise harika olur. Fakat futbolun gerçekleri daha önce de dediğim gibi fazla hayaller kurdurmuyor bize. Kısıtlı imkanlarla bazı şeyleri başarabilmemiz için oyuna giren çıkan farketmez, makina gibi işleyen bir takım kimliğinde olmamız gerekiyor ki bu da yıllar alıyor. Fatih Hoca böylesi bir sistem takımı için söz gelimi Abdullah Avcı kadar başarılı değil. Çünkü Fatih Terim'in başarılı olması için Emre Akbaba gibi yetenekli futbolculara ihtiyacı var. Hoca, her zaman yetenekli futbolcuları sevmiştir. Yönetimin tüm bunların farkında olması ve imkanlar dahilinde bütün şartları zorlaması gerekiyor artık. 

Saygılar...





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
  2018
  2017
Son Girilen Makaleler
ali-sami-yen-1905
| 13 Ekim 2019 |
yasinldkl
| 12 Ekim 2019 |
ucan-alman
| 06 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN