Makale Yaz
sizofren
Bu haberi yazdır
Kapalı Defansları Aşma Sanatı
 Ağu
20
 2018

Galatasaray'ın iki kilit orta saha futbolcusundan mahrum olan Göztepe'ye karşı kendi evinde çok daha etkili olmasını beklerdim. Ancak taktiksel anlamda maalesef çok kötüydük. Fatih Terim maçın ikinci yarısında gergin olduğunu söyledi, halbuki asıl üzerinde durmamız gereken konu maçın ilk devresiydi.

Yılmaz Vural yıllar önce dünyanın en zor işinin kapalı defansları aşmak olduğunu söylemişti. Evet, kolay değil fakat çözümsüz de değil bu konu. Bu işin ustası Guardiola, kapalı defansları aşmayı (oyuna giren çıkan farketmez) sistematize etmiş vaziyette. Bütün mesele rakip defans önde kuruluysa arkaya sarkma ya da rakip defansı geriye çekme üzerine kurulu. Bunu yapacak bütün argümanlar da işte bu amaca hizmet ediyor. Kısa pas, uzun pas, ara pas, yer değiştirme, boşa kaçma, takım boyunu kısaltma, orta sahada kümelenme, kanatlarda açılma, ceza sahasında çoğalma, doğru pozisyon alma, birbirine yakın oynayıp boşlukları kapatma, baskı kurma vs. hepsine başvuruluyor. Ortak nokta ise hız ve oyununun sürekli akması. Mourinho ise daha çok bütün bu reaksiyonlara tepki verme üzerinde ustalaşmış. Mesela bir röportajında iki stoper arasındaki mesafenin minimum 10, maksimum 14 metre olması gerektiğini söylemişti. İtalya ve nispeten İspanya'da savunma gardını almak mümkün fakat İngiltere'de böyle bir kültür yok. Öne oynamak zorunda. Bu yüzden Guardiola kadar kapalı defansları aşma konusunda ihtisaslaşmış değil.

Fatih hocadan da kimse iki düz orta saha futbolcusuyla birlikte bir Guardiola takımı oluşturmasını beklemiyor. Çünkü bu haksızlık olur. Fakat Fatih Terim'in Milli Takım dönemi dahil, yıllardan beri kapalı defanları aşma üzerinde hep aynı yolları denemesini de ben taktiksel anlamda bir gelişim eksikliği olarak görüyorum. Bugün Terim'e dünyanın en iyi takımlarından birisini emanet edin. Oynatacağı futbol, İspanya'nın Rusya Dünya Kupası'nda elendiği oyunun bire bir aynısı olacaktır. Oyunu sürekli sete döndürme, ayağa pas ve sabırlıca (yavaşça) top çevirme, her defasında sürekli oyun kurma denemeleri... Halbuki 10 futbolcunun topun arkasına geçtiği kapalı defansları bu şekilde aşmaya çalışmak hem zor hem de son derece mantıksız.

Şurası çok açık ki, kapalı defansları aşmak için birilerinin kaçması ve yer değiştirmesi lazım. Herkes pozisyonunu alıp topu ayağına isterse, oyun kilitlenir. Top çevirerek sürekli boşluk bulmaya çalışmanın dışında daha başka şeylere de başvurmak gerekir. Çünkü sonuçta Galatasaray bir Barcelona değil.

Göztepe topun arkasına geçmiş, 4'lü savunmayla 5'li orta sahayı birbirine yakın oynatıyor, bloklar arasındaki boşluk yok denecek kadar az ve savunma çizgisini de ceza sahasının 10 metre önünde kuruyor. Göztepe'nin amacı şu: Hem birbirlerine yakın oynayıp araları kapatarak ''Galatasaray boşluk bulmasın'' istiyorlar, hem de savunmayı bilinçli bir şekilde önde kurarak, ''Galatasaray kale önüne yaklaşmasın'' istiyorlar. Bu durumda elinde Fernando ve Donk'a rağmen aralara oynayıp boşluk bulmaya çalışmak ne derece mümkün? Oyun kilitlenmiş, Galatasaray hiç bir şey üretemiyor, Göztepe sadece Yasin'le üç gol pozisyona girmiş ve Fatih Terim de hiç bir şey yapmıyor. İşte beni üzen asıl konu da bu.

Halbuki Fatih Terim'in A, B, C... planları olmalı. Maç esnasında vereceği ufak bir komutla maçın bütün şeklini değiştirebilmeli. Hazır Göztepe savunma hattını ceza sahasının 10 metre önünde kuruyorken, Maicon'un atacağı uzun topla Onyekuru gibi hızlı bir futbolcu defansın arkasına kaçırılabilirdi. Pozisyon olsun ya da olmasın, top Onyekuru'nun koşu mesafesine geldiğinde Galatasaray takım olarak öne çıkacak ve Göztepe de geriye itilecekti. İşte bir takımı geriye çekmenin en basit yollarından biri. Uzun top oynamak... Top sende olursa ya da dönen topu alırsan, takım halinde öne çıktığın için bu sefer 3. bölgede yani etkin olan bölgede paslaşma imkanın olacak. Hızlı oynama ve ceza sahasında ani çoğalma gibi futbolun diğer figürleri de doğru yapıldığında en kötü üçüncü pas zaten asist olacaktır. Biz ise ne yapıyoruz? 2. bölgede oyunu 20 pasla kurmaya çalışıyoruz. Fakat kuramıyoruz. Çünkü herkes sadece pozisyonunu almış topu ayağına bekliyor. Yer değiştirme, boşa kaçma vs. hiçbir şey yok. Sonunda da Donk, topu Muslera'ya atıyor. İşte Fatih hocanın tüm bu yanlışlarını düzeltmesi lazım.

Gol, ilk yarıda geldi fakat pozisyon anlamında Göztepe bizden daha üstündü. İkinci yarıda ise gol yemekten korktuk. Hem kanat bekleri, hem de Fernando ile Donk'un ikisi birden kendi yarı sahalarında çakılı kaldılar. Top bize geçtiğinde geriden destek gelmediği için de ayağımızdaki topları çabuk kaybettik. Kendi sahamızda oynamamıza rağmen savunma hattını çok geride kurduk. Bir önceki hafta Ankaragücü maçında El Kebir'i kaçırmamızın da bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Bence Göztepe 1 puanı haketti. Fatih Terim 2. yarıda gol yiyebileceğimiz için oldukça stresliydi fakat daha önce de dediğim gibi asıl düşünmemiz gereken konu bence ilk yarıdaki futbol anlayışımızdı. Çünkü kapalı defansları aşmak için futbolun en basit gerçeklerine dahi başvurmadık.

Fatih Terim kapalı defansları nasıl açıyor, söyleyeyim. İlki, bireysel oyuncularla bunu yapıyor ki bunlar da genellikle kanatlarda oynayan futbolcular. İkincisi ise sistemi değiştiriyor ve çift forvete dönüyor. Dikkat ederseniz değişiklikler ya yetenekli futbolcu bazında ya da ceza sahasında çoğalacak futbolcu bazında oluyor. Halbuki hocanın asıl geliştirmesi gereken konu oyun anlayışı bazında olmalı. Çünkü bu anlayış oturtulduğu zaman oyuna giren çıkan farketmeyecektir. Artık Fatih Terim, ilk yarıda oynadığımız demode futbol anlayışından bir an evvel vazgeçmeli. Bakın, vazgeçmezse ne olur hemen söyleyeyim: Şampiyonlar Ligi'ndeki herhangi bir takım İstanbul'a geldiğinde savunma pozisyonunu alır, biz ayağa pasla oyunu sete döndürüp oyun kurmaya çalışırız fakat bu anlayışla boşluk bulamayız ve oyunu da kuramayız. Böylece topu rakip takıma kaptırdığımızda da hızlı atakla kontra yeriz ve gol olur. Olacağı bu. Çünkü görünen köy kılavuz istemez.

Tekrar maça dönecek olursak, bundan sonra Sinan ve Eren'in ilk 11 futbolcusu olmadığı artık sanıyorum ki çok net bir şekilde anlaşıldı. Eren ilk yarı boyunca bir kere bile savunma arkasına kaçmayı denemedi. Sinan ise içeriye girmeyi seviyor. Kanattan tıpış tıpış içeriye geliyor sonra da pozisyonunu alıp duruyor. Olacak iş değil. Fatih Terim Süper Kupa maçından sonra ''Siz, kafanıza göre oynayamazsınız, size söylendiği gibi oynamalısınız'' diyerek, serzenişte bulunduğu Feghouli'nin yaptığının bire bir aynısını yapıyor Sinan. Tabi, hocanın kullandığı bu cümle sadece Feghouli'ye özel değil. Daha bir çok oyuncu giriyor bu sözün kapsamına.

Hoca yine 4-1-4-1'le Galatasaray'ı oynattı. Donk'un önünde sağ içte Belhanda, sol içte ise Fernando vardı. Fatih Terim Fernando'nun hala 8 numara oynamasını istiyor. Fakat bu durum Fernando'ya da bir haksızlık. Hem de büyük bir haksızlık. Busquest'in, İniesta olmasını istemek gibi bir şey bu.

Belhanda yine aynı Belhanda. Bir futbolcu düşünün, kendisinden ne ofansif anlamda ne de defansif anlamda yarar sağlayabiliyorsunuz. Hep arada bir yerlerde kalıyor. Oynatır mıydınız? Ya da şöyle sorayım. Belhanda bir Türk futbolcusu olsaydı, bu kadar top kaybı yapmasına müsamaha gösterilir miydi? Belhanda bence ne ofansif ne de defansif anlamda büyük takımlarda oynatılıp verim alınabilecek bir futbolcu değil. Bu kadar harcanan emeğe, geçen zamana yazık. Galatasaray 1-0 öndedir, rakip bastırıyordur, Galatasaray topa sahip olmakta zorlanıyordur, Rodrigues yorulmuştır. Bu durumda oyunu tutmak için Rodrigues'i çıkartıp sol kanada Belhanda'yı alabilirsiniz. Bence daha ötesi yok. Çünkü orta sahada kullanıldığında sürekli arada bir yerlerde kalıyor. Ne verim alacağınız da belli değil. O halde bu kadar ısrar neden?

Bu üçlü orta saha kurgusuyla Şampiyonlar Ligi'nde 4-1-4-1 oynamayı hayal dahi etmek istemiyorum. Allah'tan Ndiaye geliyor. İnşallah Fernando'yla ikili oynarlar da hem Donk, hem de Belhanda'nın ikisi birden yedeğe çekilir. Aksi halde belki farkında bile değiliz ama oyun zekamız da bu iki futbolcuyla git gide geriye doğru gidiyor. Donk'u gördükçe Selçuğu özler oldum. Donk, Ndiaye'nin gelişinden sonra artık Fernando'nun yedeği olmalı. Çünkü Donk ve Fernando'nun ikisi birden oynatılınca orta saha çok düz gözüküyor. Oyun kurmakta zorlanıyoruz. Ndiaye'nin alternatifi ise Belhanda'dan ziyade Selçuk olmalı hatta Tolga Ciğerci'ye bile razıyım. Hoca görmeli artık bazı şeyleri...

Kanatlarda iki tane hızlı futbolcu Rodrigues ve Onyekuru dururken, Emre Akbaba'yı bu mevkide kullanmak ise bence yersiz olur. 10 numara pozisyonunda bu kadar bariz eksiğimiz varken, önümüzdeki maçlarda Emre Akbaba'nın Gomis'in arkasına çekileceğini düşünüyorum. Fatih Hoca Emre'nin gelişinden sonra artık kesin olarak 4-2-3-1'e dönmeli. Çok net. Çünkü Şampiyonlar Ligi'ne çok az kaldı. Kaybedecek vaktimiz yok, zamanımız kalmadı.

Bizim asıl sorunumuz yanlış futbolcular ve demode bir taktikle oyunu yavaş oynamamız. Fernando, Ndiaye ve Emre Akbaba üçlüsü artık orta alanda ideal bir üçlü olarak gözükse de bunları yedekleyecek futbolcular konusunda bence yine de yetersisiz. Linnes, Nagatoma'nın alternatifi olabilir. Bu yüzden önceliğimizin yedek sol bekten ziyade orta sahayı rekabete sokacak bir başka orta saha futbolcusu olması bence çok daha mantıklı. Mesela yedek sol bek mi yoksa orta sahaya Claudio Marchisio mu alınsın derseniz, kesinlikle Claudio Marchisio alınsım derim. Çünkü bu şekilde Fatih Terim'in ısrarla üzerinde durduğu 4-1-4-1'i layıkıyla oynayabilmek de mümkün olurdu.

Kapalı defansları aşma konusunda bir gelişim gösterip göstermeyeceğimiz adına Alanya maçını artık iple çekiyorum. Fatih Hoca'nın oyunu hızlandırıp, rakip defansın dengesini bozabilmek adına Şampiyonlar Ligi öncesi artık mutlaka taktiksel anlamda bir şeyler yapması gerekiyor. Çünkü Devler Ligi'ne artık çok az kaldı. Zamanımız daralıyor. Futbolun doğruları, başarıyla uygulansın ya da uygulanmasın, önemli değil. Fakat en azından Galatasaray'ın sahada bazı şeyleri denemeye çalıştığını bizler görebilmeliyiz. Bir takım, doğruları sürekli denerse günün birinde mutlaka hayal dahi edemeyeceği yerlere gelebilir. Doğruları denemez ve yanlışlarda ısrar ederse ise günün birinde mutlaka yok olmaya mahkum olacaktır. Bu iki kural futbolda asla değişmez. Aslında hayatta da böyledir. Her zaman ektiğinizi biçersiniz.

Saygılar...





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
  2018
  2017
Son Girilen Makaleler
ali-sami-yen-1905
| 13 Ekim 2019 |
yasinldkl
| 12 Ekim 2019 |
ucan-alman
| 06 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN