Makale Yaz
cihat-baltaci
Bu haberi yazdır
Riva, başkan ve takım
 Eki
21
 2016

  Galatasaray kulübü mal varlığı ile Türkiye'nin en zengin, dünyanın sayılı zenginlerinden biri. Ama bu zenginlik yıllarca neden kullanılmadı, neden kullanılmasını istemeyen bazı kesimler var. Galatasaray küme düşmemeye oynasın ama yeter ki biz yönetelim zihniyeti neden var, içerideki bu hainler kimler, Galatasaray yarım asır boyunca bu eli bastonlu bunaklardan neler çekti, hepinizin bu konular hakkında az çok bir düşüncesi var.

Daha önce Adnan Polat'ı Riva yüzünden ortadan kaldıran eli bastonlu bunaklar şimdi de başkanın Riva için attığı adımları sorgulamaya, kötü birşey yapıyormuş gibi medyaya aksettirme çabaları içine girdiler. Gelgelelim proje son derece doğru ama getireceği gelir ve gelecekte ne kadar kazandıracağı tartışılır. Kongrede Riva için yetki istenecek ve bu aşamadan itibaren her gelecek başkan zararı kendi cebinden karşılayacak. Osman Şenher'in yazısında belirttiği gibi bu ağır maddeyi kabul edecek başkan çıkarmak çok zor olacağından Özbek önümüzdeki 15 sene başkanlık yapabilir. Galatasaray'ın zararı karşılandığı ve Levent Nazifoğlu gibi aklı selim ve vizyonlu yöneticiler olduğu sürece bence bir sakıncası yok.

  İlk 7 haftada alınan 5 galibiyet, 2 beraberlik, atılan 13 gol ve sadece ilk yarılarda oynanan güzel oyun..

Riekerink Bey ve Chedjou katkılarıyla kaybedilen 4 puan da olmasa daha güzel olurdu ama artık nazarlık olsun diyeceğiz mecburen. Haftasonu Trabzonspor'dan geçen seneden kalan intikamımızı da alınca işler daha da güzel olur. Trabzon'u bu kadar kötü yakalamışken güzel bi fark atmak lazım ama bu sezon sadece ilk yarılarda oynanan baskılı ve hücumsal oyunu 2. yarılarda devam ettirememe huyumuzu yenemezsek her öne geçtiğimiz maçta puan kaybetme riskimiz var. Bu sezon puan kaybettiğimiz 2 maçta da öne geçip 1 puana razı olmak zorunda kaldık, geçen hafta da aynı durumu yaşayabilirdik. 2 farklı önde olduğumuz maçlarda bile oyunun belli kısımlarında öyle bir baskı yiyoruz ki (buna biz izin veriyoruz) acaba bu maçta da mı puan kaybedeceğiz diye düşünmekten rahatça maç izleyemiyoruz. Bruma ve Yasin'in hızına güvenerek 2. yarılarda kontra oyununa dönüyoruz ve topu rakibe bırakıp geriye yaslanıyoruz.

Bruma'nın ilk 2 senesine göre geliştirdiği çok fazla şey yok bence. İlk sene yaptığı her hatada, cevap veremediği her beklentide üzerine giden medya, taraftarlar, takım arkadaşları ve ağır sakatlık yüzünden kaybettiği özgüveni tekrar kazandı, tecrübe kazandı ve biraz da son vuruşlarını geliştirdi. Onun dışında pasları yine kötü, nerede ne yapacağı konusunda yine çok kararlı değil. Bir özgüven nelere sebep oluyor görüyorsunuz, onun için Yasin'e de Selçuk'a da diğerlerine de sövmekten vazgeçmesi lazım başta medya olmak üzere herkesin.

Gelelim Riekerink'in neden Sinan yerine Yasin'i tercih ettiğine. Sinan özellikleri itibariyle açık alanda daha etkili, bize karşı kapanan rakiplere dar alanda cevap verebilecek çok fazla meziyeti henüz yok. Çalım atabiliyor ama bunu dar alanda değil de geniş alanda daha iyi yapıyor, sürekli hücumu düşünen, defansı fazla önemsemeyen ve tecrübesiz bir oyuncu olduğu için de hem Bruma hem Sinan'la oynamak biraz riskli. Onun için takımı daha dengeli bir yapıya kavuşturmak adına Sinan'dan daha dengeli olduğu için Yasin'i tercih ediyor Riekerink Bey. Yasin savunmaya yardım eden, dar alanda Sinan'a göre daha etkili, pas alış verişi daha dengeli yapabilen ve en önemlisi tecrübeli bir oyuncu. Performansla tamamen farklı etkenlerden dolayı Yasin oynuyor. Podolski ikisinden tamamen ayrı bir olay. Podolski de defansa çok fazla yardım edemez, dar alanda pek sorumluluk almaz ama kaleyi de karşısına aldığında kolay kolay affetmez, Podolski'yi diğer kanat oyuncularından ayıran en önemli özelliği de bu. Hatta Podolski kanat oyuncusu bile değil, yardımcı forvet olarak kaleye daha yakın oynatılması onu daha da tehlikeli bir oyuncu yapar, yapıyor da..

Türk futbolunun 1 gol atınca frene basma özelliğine ayar olurum, sonrasında girilen pozisyonları cömertçe harcamak da cabası. Elin avrupalısı da frene basmış gibi yapar ama fırsatını bulunca da acımaz, bizimkiler 2-3 golden sonra hiçbir şekilde hücumu düşünmez, yanlışlıkla kaleye gidince de sırf vurmuş olmak için topa rastgele vurup %95 golü kaçırmayla sonuçlanır atak. Bazı hocalar da 5. golü atmak ayıpmış gibi, rakibi rencide eder diye takımı bilerek soğuturlar, elin avrupalısı zayıf rakibine 10 tane atar acımaz, bizimkiler de her zaman böyle oldu. Zaten haftada 1 maç yapıyorsun, dakika 55'den sonra rölantiye almak nedir, hele ilk yarı olur da 3-0 olursa ne hoca gençleri oyuna alayım da 2 topa dokunsun diye düşünür ne de oyuncu kaleye gideyim de 1 gol fazla atalım diye düşünür, ortasahada 45 dakika boyunca boş boş top çevirip maçın bitmesini bekler. Koskoca 90 dakikada topun oyunda kalma süresi 30 dakikayı geçmez, maçlarda tempo adına hiçbir şey yoktur, yılda 306 lig maçında keyifli maç sayısı 15'i geçmez, anadolu takımları 11 kişi defans yaparak oyunu çirkinleştirir...





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2018
  2017
  2016
  2015
Son Girilen Makaleler
sizofren
| 03 Haziran 2021 |
yusufakbudak
| 28 Mayıs 2021 |
dewildemonn
| 16 Mayıs 2021 |
sizofren
| 13 Mayıs 2021 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN