Makale Yaz
giovi
Bu haberi yazdır
Güncel Konu Yorumları
 Eyl
07
 2019

Baktım da en son yazının üzerinden 4 koca yıl geçmiş. Muhakkak ki, o günden bu zamana sosyal medyanın giderek hayatımızın içine girmesi, yazmak ya da söylemek istediklerimizi twitterda direkt muhataplarına kolayca söyleyebilmemiz etkiliyor blog yazılarını.

Gündeme dair birkaç konu hakkında bir şeyler karalamak gerekirse, herhalde 19.05 temalı federasyon açıklamasıyla başlamak hiç de yanlış olmaz. 4 maçın azlığı çokluğu tartışılır fakat Fatih Hoca açıklamayı yaptığı anda kendisine ceza verileceği belliydi zaten. Birçoğumuzdan farklı olarak ben hocanın açıklamalarını gereksiz buluyorum. Hoşuma gitmediğinden ya da katılmadığımdan değil… Onu hemen her dinlediğimde ben de keyifle arkama yaslanıp “Hocam bee, beton yetmez beton” diyorum. Fakat bizim hocaya saha dışında böyle konuşmasından daha çok, saha içerisinde takımının başında ihtiyacımız var. Hoca olmadığında çok ciddi bir güç kaybına uğradığımız açık. Onu böyle konuşmasına rağmen saha içerisinde tutmaya yetecek bir lobimiz ve gücümüz olmadığını da her seferinde görüyoruz. Ben demiyorum ki, çok bariz bir hatayla emeklerimizin çalındığı bir maçtan sonra da sakin olsun, sussun. Ama hata tansiyonunun çok fazla yükselmediği, sonunda da 3 puan aldığımız maçtan sonra kamuoyuna laf sokmak, birkaç maç takımın başında olmaktan daha önemli olmamalı diye düşünüyorum.

Tabi bu konuyu yönetime de seslenmeden kapatmak olmaz… Bir yandan diyorum ki hoca konuşmasın, bu iş yönetimin işi, onlar çıkıp hakkımızı savunsunlar. Sonra çıkıp öyle laflar ediyorlar ki, hocadan başka çaremiz olmadığını kabulleniyorum. Takip edebildiğim kadarıyla yönetimden Yusuf Bey, Özgür Bey ve Mahmut Bey ara sıra tweet atarak etkileşimde bulunuyorlar. Asıl gündem belirleyen ve temsil durumunda olan iki kişi Mustafa Cengiz ve Abdürrahim Albayrak. İkisinin de Galatasaraylılığından, iyi niyetinden ve çabasından hiç şüphem yok. Fakat bu seviyede maalesef bu özellikler yeterli olmuyor. Liderlik ve temsil kabiliyeti çok farklı meziyetler. Ben Fatih Hoca’nınkiler hariç yapılan basın toplantılarından ya da açıklamalardan sonra hiçbir Galatasaraylının “işte benim kulübüm böyle temsil edilmeli” diye hissettiğini düşünmüyorum maalesef.

Birçok Galatasaraylı gibi ben de Genel Kurul’daki liseci etkisinden rahatsızım. Kulübün içerisinde kulübü değil de kendi maddi ve manevi çıkarlarını ön planda tutan bir kesimin bu denli güçlü olması beni de ürkütüyor açıkçası. Fakat bunun çözümünün asla ve asla kulüp üyeliğini taraftara açmak olduğuna inanmıyorum. Bu fikirde olanlara Ali Koç’un başkan seçildiği Fenerbahçe kongresini izlemelerini tavsiye ederim. İki genel kurul arasındaki seviye farkının tek sebebi Galatasaray Lisesi’dir. Burada üyelik şartlarının gözden geçirilmesi, eleme yaparken gücü nasıl elimizde tutarız değil, kulübe katkı sağlayacak üyeleri nasıl seçeriz düsturunun ele alınması ve muhakkak ve muhakkak mevcut üyelere, toplantı ve seçimlere devam ile ilgili bir şart getirilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Kulübümüzün maddi darboğaz sonrası en büyük önceliği bu yapıyı oluşturmak olmalıdır.

Son günlerde kulübün TT Arena tribünlerinde bir bölgede koltukları kaldıracağı ve Ultraslan için Dortmund’un meşhur Sarı Duvar misali bir bölge oluşturacağı söyleniyor. Ne derece doğru bilemiyorum. Stat atmosferine müthiş katkı vereceği kesin. Kapasite artacağı için ilave gelir kapısı olacağı da kesin. Fakat benim 1-2 eleştirim var. Öncelikli olarak Ultraslan bu sene doğu tribününde 412-413 nolu bloklara geleceğini duyurdu. Bu bloklardan kombinesi olan, eşiyle çocuğuyla maça gelen, ya da yalnız gelen fakat maçı ultraslan modunda değil, daha normal şartlarda izlemek isteyen taraftarlara nasıl bir kolaylık sağlandı acaba? Amacım kimseyi eleştirmek değil, fakat bu önemli bir sıkıntı. Yönetimin her fırsatta destek bekliyoruz dediği, atkı al, bileklik al, forma al, bilet al, kombine al dediği taraftarını böyle bir emrivaki ile karşı karşıya bırakma hakkı yok diye düşünüyorum.

Yetkililerin bu konuda daha düşünceli olması gerekiyor. Ben yıllardır doğu üst tribünde kombine alırım. Tribünün o kısmı karışık bir taraftar kitlesine sahip. Kimisi 90 dakika susmadan bağırarak maç izliyor, kimisi de “en azından maç orta sahada sakin ilerken oturalım be arkadaş” modunda takılıyor. Dolayısıyla maç içerisinde “ön taraf çöööökkkkk”, “ ya abi benim önümdekiler ayakta, napiimm”, “sen de ona çök de biradeeer” atışmaları bir hayli fazla oluyor. 2-3 sezon önce sırf bu muhabbetten yanımda öyle bir kavga çıktı ki, o günden sonra kombinemi hep en önden aldım. Geçen sen de en önden bulabildiğim yer 427. Bloktu. Yani deplasman tribününe en yakın blok. Tüm derbi maçlarda kapattılar bizim bloğu. Kombineye o kadar para ver, Bursa’dan bir dünya yol git, stada gittiğinde senin yerinde polisler otursun. Nereye oturayım diye sorduğunda da “git başkasının yerine otur” cevabı al. Böyle olmaz… Çözümü bu kadar basit bir konuda taraftarın mağdur edilmesinin tek açıklaması bu konunun önemsenmemesidir. İnsanların takımlarına olan bağlılıklarını suiistimal etmek yerine, ne zaman onlara bu bağlılıklarının hediyesi olarak hizmet götürmeyi becerebilirsek, çok imrendiğimiz Avrupa’ya bir nebze yaklaşma şansımız olabilir.    

Mili Takım hocası tarafından gündeme getirilen yabancı sınırıyla ilgili olarak da bir şeyler söylemek istiyorum. Herhalde oraya hoca alırken sözleşmeye yazıyorlar her röportajda bunu söyleyeceksin diye. Hadi Lucescu için “alacağı paraya bakar, çok da umurunda Türk futbolu” diyorduk ama Şenol Hoca için söylenecek tek söz “yazıklar olsun”. 11 yabancı ile sahaya çıktığı şampiyonlar liginde tur atlayan takımın hocası olarak kasılırken hiç gündeminde değildi yabancı sınırı. Bence federasyon bu konuda Süper Lig’deki tüm başkan ve antrenörlerden resmi yazı ve görüş istesin. Şenol Hoca diyor ya “mutlu olan kimse var mı” diye, görelim bakalım kim mutlu kim mutlu değil, kimse karnından konuşmasın.

Denetimsiz bir serbestlikten yana değilim. Fakat yabancıya kriter getirilmesini de çok mantıklı bulmuyorum. Biz İngiltere değiliz. Ülkesinin son yıllardaki milli maçlarının belli bir kısmında oynama kriteri bizim ligimize çok uymayabilir. Yabancıya kriter getirmek yerine yerliye teşviği deneyebiliriz. Rakamları tamamen farazi yazıyorum. Örneğin 8 yabancıdan üzerini kadrosuna katmak isteyen kulüpler aldıkları her yabancı için federasyona 200K + 300K + 400K € olacak şekilde tazminat ödeyebilirler. Böylece 8 yabancısı olan kulüp herhangi bir şey ödemeyecekken, 11 yabancısı olan kulüp 900K € tazminat öder. Tazminat havuzunda toplanan bu para da o sezon en az yabancı ile oynayan 5 kulübe sadece altyapı yatırımı yapmak üzere verilir. Bunun yanında Süper Lig’de 34 maçın 20 tanesinde 23 yaş altı 1 adet altyapı oyuncusunu ilk 11 oynatma şartı getirilir. Bu şart tüm Ziraat Türkiye kupası maçlarında 3 olarak belirlenir. Böylece büyük kulüpler altyapıyı tamamen boşlayamaz, altyapıdaki oyuncular en azından 20 maçta içlerinden birinin ilk 11 çıkacağını bildiği için ona göre kendisini gösterir. Bunlar yarım saatte aklıma gelenler… Yanlış olabilir, yetersiz de olabilir. Bir şeyi daha iyiye götürmek için uğraşmak, denemek, çaba sarf etmek, yanılmak, yanıldığın ya da eksik kaldığın şeyi düzeltmek için bir daha denemek yerine sadece yasaklamak hangi vizyoner yönetim anlayışına uyuyor, doğrusu merak ediyorum. Ki, mevcut yarım yamalak haliyle bile, kuralın Türk futboluna neler kattığını görmemek için art niyetli olmak lazım. Hepimiz biliyoruz ki, eğer kural böyle olmasaydı, 3 büyükler Cengiz Ünder’i Başakşehir’e kaptırmaz, orada rotasyonda kalan Cengiz kendisini Roma’ya gösteremezdi. Ozan Kabak Bundesliga macerası yerine, GS’de 2M€ üzeri ballı sözleşmeyi kapmıştı. Cengiz’in Roma’da, Ozan’ın Schalke’de harikalar yaratması yerine, İstanbul’da bu döngünün içerisinde kaybolmasının Türk futboluna ne faydası var Allah aşkına… Çağlar’ın burada milli marş okumasındansa, İngiliz taraftarların 80M’a sattıkları Maquire yerine, Çağlar için marş okumaları daha faydalı, daha gurur verici değil mi?

Bu konunun bir benzerini basketbolda yaşıyoruz. Yabancı sınırı yok ve bu kuralın verdiği avantajla Fenerbahçe yıllardır Avrupa’yı kasıp kavuruyor. Euroleague’e her yıl favori olarak başlıyor. Bunun yanında milli takımımız da hep başarısız. Ben bir kere bile basketbolda yabancı sınırı konuşulduğunu duymadım. Dediğim gibi yabancı sınırını ağzından düşürmeyenlerin derdi Türk futbolu değil. Herkesin kendisine göre gizli bir ajandası var. Fakat durum ciddi. Futbol kamuoyu olarak bu konuya gereken tepkileri göstermezsek, yakın bir zamanda yine Tarık Çamdal, Mehmet Topuz, Mustafa Pektemek gibi oyuncuların hak ettiklerinden çok fazla para alıp, baskıyı kaldıramayıp, kaybolup gittiklerini izlemek zorunda kalacağız. Çok yazık…

Son olarak takımla ilgili birkaç yorum yapıp bu çorbaya dönen yazıyı bitireyim. Eleştirisi bol, aksiyonu yüksek bir transfer döneminden sonra, eminim ki herkesin ağzı kulaklarında. Özellikle Nzonzi, Lemina ve Falcao transferleri takımımıza kağıt üzerinde sınıf atlatmış gibi duruyor. Emre Mor soru işareti ama hoca Onyekuru ve Rodrigues üzerindeki etkisinin yarısını onun üzerinde gösterebilirse, yapabileceklerinin sınırı yok.

1996-2000 yıllarındaki efsane takımı hoca kendisi yaratmıştı. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören bol yıldızlı takımda da, Sneijder hoca için öncelik değildi, onun için istemeyerek de olsa sistemi değiştirmişti. Drogba da gerekli olduğu için değil, öyle bir süperstarı alma şansı geldiğinde geri çeviremeyeceğimiz için almıştık. Fakat bu sefer ilk defa Fatih Hoca’ya hemen hemen tüm eksikleri, üst düzey ve sisteme uygun oyuncularla kapatılmış bir takım emanet ediliyor. Şu an eleştirilen en büyük en büyük eksik, takımın yıllarca Inter’de oynamış sol bekinin üst düzey olmayan hücum performansı. Umarım teknik ekibi ve futbolcularıyla beraber tüm futbol takımımızı, dışarıdan ve içeriden, düzenimizi ve huzurumuzu bozmaya çalışanlardan izole etmeyi başarırız ve hepimizin keyif aldığı, gurur duyduğu sezonlardan birisini daha yaşarız.

Sarıyla yaşamak, kırmızıyla yaşlanmak dileğiyle   





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
 
Eylül (1)
  2015
  2013
  2012
  2011
Son Girilen Makaleler
mustampha
| 20 Kasım 2019 |
ucan-alman
| 08 Kasım 2019 |
enis-4-4-2-sistem
| 07 Kasım 2019 |
ali-sami-yen-1905
| 31 Ekim 2019 |
aslanimbenimbe
| 28 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN