Makale Yaz
giovi
Bu haberi yazdır
Bir Galatasaray Klasiği
 Tem
31
 2015

Galatasaray taraftarı için alışılagelmiş olgular vardır. Başkaları için önemli ya da gurur verici olarak değerlendirilen şeyler, bizim için sıradandır. Nasıl dünyanın neresine giderseniz gidin, futbola ucundan bulaşmış kişilerin bile Türkiye deyince sadece Galatasaray demesine alıştıysak, bunu yönetimsel pazarlama anlamında hiçbir artıya dönüştürememize de alışkınız maalesef.

Geçmiş yıllarda yazdığım yazılara şöyle bir baktım da grafik hiç değişmemiş. İyisiyle kötüsüyle geçen sezon yazılarının ardından, hep hüsranla, organizasyon bozukluklarıyla dolu sezon başı yazıları. Bu konuda o kadar başarılı ve istikrarlıyız ki; efsane Fatih Terim döneminden beri ilk kez kazanılan çifte kupa başarısı, adımızı tarihe bir kez geçirecek olan 4. Yıldız sonrası bile aynı başarısız ve plansız dönemi geçirmemize engel olamamış.

Aslında şu anlamda yönetimlere hak vermek lazım. Günümüz gelişen sosyal medya ortamında, yöneticilik yapmak kolay değil. Eskiden takım hakkında haber, sadece akşam ve gece 10 dk’lık spor bültenlerinden, bir de zaten yarısının yalan olduğuna emin olduğumuz gazete sayfalarından alınabilirdi. Fakat şu an binlerce takipçisi olan yönetici kankası, tv çalışanı, menajer kuzeni ve hatta tesis çaycısı bile kapalı kapılar ardında konuşulan en ufak bir konuyu anında milyonlara duyurabiliyor. Dolayısıyla yetkililerin, gereksiz beklenti ya da tepki oluşturmamak için çok daha dikkatli olmaları gerekiyor.

Mevcut yönetim şu ana kadarki açıklama ve uygulamalarıyla çok ciddi tepki topladı ne yazık ki. Kulübü çiftliğe çevirmekle ve vizyonsuzlukla suçlandılar. Ki ben de bu büyük çoğunlukla bu eleştirilere katılıyorum. Fakat bu konu bu yönetime has bir sıkıntı değil.

Şu an “Ah büyük başkan” diye sızlanılan, benim de yönetimi bırakma şekli dışında hep desteklediğim Ünal Aysal döneminde de, Florya’da Bülent Tulun’un varlığı, oyuncu transferlerinin KAP’a bildirilip sonra tamamlanamaması, yönetim tarafından verilen demeçlerin birbirini tutmaması, basında sürekli GS aleyhine yayın yapan kanallara röportaj ve bilgi verilmesi gibi bir sürü sıkıntılar yaşanmıştı. Daha özel örnek vermek gerekirse; dünyanın en iyi 10 numaralarından Wesley Seneijder’in transferi esnasında, ilk duyum ile imza atıldığı tarih arasında sadece 15-20 gün olmasına rağmen, yöneticiler o kadar gereksiz ve fazla açıklama yapmışlardı ki, camia “yeter artık abi, gelmeyecekse gelmesin. Kimse GS’den büyük değildir” moduna girmişti. Çoğu konuda olduğu gibi zor olanı yapıp oyuncuyu almış, ama süreci yönetme konusunda sınıfta kalmıştık. Yine buna benzer şekilde şu anda Drogba ve Sneijder’i getiren başkan olarak anılan Aysal, kaleci için önceleri Buffon gibi isimler kullanıp beklentiyi yükseltmiş, sonrasına Lauro diye bir Brezilyalı ile yapılan anlaşma taraftarların www.wedontwantyoulauro.com diye bir internet sitesi kuracak kadar tepki göstermesi sonucu iptal edilerek, Fernando “Allahın Lütfu” Muslera ile anlaşılmıştı.

Görüldüğü gibi yönetim acziyeti sadece bu yönetime ait değil. Artık o genel kurul salonunun havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama biz yönetmeyi beceremiyoruz.

Dursun Özbek yönetimi özelinde tüm yönetimlere ithafen konuşmak gerekirse; Galatasaray taraftarı transfer değil, şeffaf ve mümkünse akılcı yönetim istiyor.

Başkanın kardeşi müthiş bir finans dehası ya da futbol yönetim uzmanı olabilir. Listene yazarsın kardeşinin adını, benim futboldan sorumlu asbaşkanım dersin. Seçilirsen verirsin Florya’nın anahtarını, kimsenin de hiçbir itirazı olmaz. Ama onun Florya’daki mevcudiyetini, “inşaat anlamında bakıma ihtiyaç var, onun için burada deyip”, sonra transfer yaptırırsan, bunu kimseye kabul ettiremezsin.

Sen yıllardır takımda bir varlık gösterememiş 27 yaşındaki oyuncunun sözleşmesi bittiğinde, sözleşmeni uzatıp kiralayalım gibi bir teklif ortaya çıkarırsan, insanlar bunun arkasında ard niyet arar.

Sabri Sarıoğlu takımın emektar futbolcusudur. 30 yaşına gelmiş ve bugüne kadar hep sarı kırmızı formayı giymiştir. Kapasitesi bellidir, bugüne kadar elinden geleni yapmıştır. Takım kaptanlığı (ki bence hiç yakışmamaktadır) ona takımda geçirdiği yıllar hürmetine verilmiştir. Belki saha içi ve dışı duruşundan, belki vücut dilinden dolayı; hiçbir zaman aynı kendisi gibi 30’lu yaşlara kadar sadece sarı kırmızılı formayı terletip kaptanlık yapan Tugay Kerimoğlu ya da Bülent Korkmaz abileri gibi camiayla özdeşleşememiştir. Bu arkadaş geçen sene kendisinden beklenenden iyi oynamış ve sözleşme uzatmayı hak etmiş olabilir. Ama %40 iyileştirme ile bu sözleşmeyi uzatırsanız, bunu kimseye açıklayamazsınız. Sabri geçen seneki performansının ardında %40 zam alıyorsa, Sneijder ben %50 zam isterim dese, ne diyebilirsiniz?

Bir başkan kesin olarak anlaşmadan nasıl “Salı Çarşamba KAP’a açıklarız” diyebilir. Bu durum acemilikle geçiştirilebilir mi? Benim hayatımdaki GS geçmişim her sene aldığım kombine ve 4-5 kere takım uçağıyla gidilen yurtdışı deplasmanı ile sınırlı olduğu halde, bunu bilecek kadar tecrübeliyken, başkanlık mertebesine erişmiş bir şahsın, bu tür gafları tecrübesizlikle açıklaması nasıl bir ironidir?

Bakın… Bir yönetimin seçildiği dönem için bir planı ve projesi olmalıdır. Bu “boşver mali durumu, saldır yıldızlara” olabileceği gibi, “yıldızlarını sat, g.tü toparla” da olabilir. Ama bir gün “eksiklerimiz belli, nokta atışı yıldızlar alacağız” deyip, ertesi gün “FFP nedeniyle elimiz kolumuz bağlı” derseniz, taraftarı isyan ettirirsiniz. Bir de bunun üstüne, sadece planlı programlı bir yönetim politikası isteyen taraftarı, transfer taraftarı olmakla suçlarsanız, taraftarı çıldırtırsınız. Şu ana kadar gayet başarılı bir şekilde yaptığınız gibi…

Bu belirsiz politikalarınız eleştiri alınca bazen de mevcut takıma olan güvenden dem vuruyorsunuz. Ne de olsa elimizde çifte kupalı şampiyon takım var diyerek. Bir yere kadar haklısınız aslında. Fakat o takımda artık 6 oyuncu 30+ yaşında. Geçen yıl hiç de öyle güle oynaya şampiyon olmadığımızı herkes biliyor. Bunları hiç hesaba katmasak bile rakiplerimiz geçen yıla göre kağıt üzerinde oldukça başarılı transferler yaptılar. Gözle görülür şekilde geride kalmış durumdayız.

Allaha şükürler olsun ki, bir çok konuda olduğu gibi, 4. Yıldız konusunda da taraftarlarımıza ilki yaşattık. Tabii ki yine, yıldızın formadaki yeri nedeniyle gölge düştü sevincimize. Konu tasarımın iyiliği yada kötülüğü değil. Konu 4. Yıldızın eldeki formalara yamanması. Florya’da duvardaki yıldızın yarısının içini dolduracak kadar, sezon başında koca koca adamları kalıbın içine sokacak kadar aklımızda olan bu simgenin, formadaki duruşunu hesap edemeyişimiz. Galatasaray olarak ağırlığımızı koyup biz yeni sezona bu şekilde forma istiyoruz diyemeyişimiz. En azından bunu yapamıyorsak, formalar basılırken, “yıldızları basmayalım duruma göre hepsini basarız” hesabını yapamayışımız. Savunmamız hepsinden kötü: Neymiş Bayern Münih de aynı sorunu yaşamış. Evet doğru yaşadı. Ama şampiyonluğu erken ilan ettiği son 2 haftada. 2007-2008 sezonunu şampiyon olarak tamamlayan Bayern, o sezonun son 2 haftasında 4. Yıldızı 3 yıldızın üzerine diktirdi ve 2008-2009 sezonunda tabii ki yıldızları yan yana kullandı.

Bu dönemle ilgili çok konuşulmayan fakat beni en çok rahatsız eden konulardan biri de Mario Gomez konusu. Hatırlarsanız, birkaç hafta önce Hamza Hoca “Biz de isteriz ama 9M€ bonservis ödeyecek gücümüz yok” demişti. Bu oyuncu bugün Beşiktaş’a bedava geldi. Bu durumun açıklaması ne olursa olsun, tam anlamıyla SKANDAL. Aslında böyle bir bonservis olmadığı halde hoca taraftara yalan söylemiş olabilir (ki hiç ihtimal vermiyorum), rezalet. Böyle bir bonservis olmadığı halde hocaya böyle bilgi vermiş olabilirler, yine rezalet. Rakibin böyle bir bonservis talebi olmadığı halde, içeriden birileri bizim 9M€’muzu cebe atmaya çalışmış olabilir, büyük rezalet. Son bir ihtimal de bu bonservis istenmiştir ama bizim yöneticilerimiz BJK yöneticileri kadar akıllı olamayıp şartları lehimize çevirememişlerdir, rezalet ve felaket. Biz bu adamlara son genel kurulda bir tek kulübün tapusunu vermedik çünkü.

Sonuç olarak, yıllar geçiyor ama Galatasaray’da gelenekler değişmiyor. Mayıslar bizim, temmuzlar başkalarının. Biz takımımıza güvenmiyor muyuz? Asla… Sahaya 11 aslan çıktığı müddetçe formamızı giyer, gırtlağımızı patlatır, tribünde desteğimizi veririz. Ama yönetim olarak başarı için gereken altyapıyı sağlamazsanız, sahada ter döken aslanların başarısından da size asla paye vermeyiz.

Sarıyla yaşamak, kırmızıyla yaşlanmak dileğiyle…

 





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
 
Eylül (1)
  2015
  2013
  2012
  2011
Son Girilen Makaleler
mustampha
| 20 Kasım 2019 |
ucan-alman
| 08 Kasım 2019 |
enis-4-4-2-sistem
| 07 Kasım 2019 |
ali-sami-yen-1905
| 31 Ekim 2019 |
aslanimbenimbe
| 28 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN