Makale Yaz
giovi
Bu haberi yazdır
Challenger Modeli
 Mar
31
 2012

3 Temmuz’dan beri futbolumuzda yaşanan karmaşa öyle bir hal aldı ki, artık elmalarla armutlar değil; lahanalarla biftekler karışıyor. Kimisi para dolu çanta ile kamera görüntüsü de görse olayların komplo olduğunu iddia ediyor, kimisi de Fenerbahçe’yi Bank Asya’da görmeden rahat etmem diyor. Bu iki kesim arasında kalan, “sadece kanıtların incelenip bir karar alınmasını istiyoruz” diyen futbol sevdalılarının ise kimse farkında değil. İsterseniz olayları çok kısa hatırlayalım.

Önce “temiz lige başlayacağız” diyerek, ligleri bir ay ertelediler. Daha sonra “gizlilik nedeniyle delilleri inceleyemiyoruz. İnsanları neyle suçlayacağımızı bilmemiz lazım” diyerek, iddianameyi bekleme kararı aldılar. İddianame açıklandı, “mahkemenin kabul etmesini bekleyeceğiz” dediler. Mahkeme kabul etti, “kararın açıklanmasını bekleyeceğiz” dediler. Şu an ise karar açıklansa ve şahıslar suçlu bulunsa bile, kulüplere ceza vermemenin yolları aranıyor.

Biz hiçbir zaman onu düşürün, bunun puanını silin naraları atmadık. Tek beklediğimiz, iddianame açıklandıktan sonra hukuki karar merci olan mahkemelerin, şahısların hukuki kararlarını vermesi; sportif karar mercii olan TFF hukuk kurullarının da sportif kararları vermesiydi. Bu karar “biz herhangi bir suç unsuru bulamadık, tüm kulüpler beraat etti” olsa bile… Eğer ortada suç varsa, bu ceza vermeme isteği neden? Eğer ortada suç yoksa ve muhtemel soruşturmalarda bu durum UEFA müfettişlerine açıklanabilecekse, zaten kimsenin cezasızlığa bir itirazı yok. Bu kararı almak için neden yargı bekleniyor, bu zaten ayrı bir yazı konusu…

Biz  gelelim şu popüler “Thatcher Modeli”ne… Neymiş, İngiltere başbakanı Margaret Thatcher, 1985-1990 yılları arasında İngiliz takımlarına 5 yıl Avrupa’yı yasaklamış. Bak onlara hiçbir şey olmamış, gayet güzel devam etmişler, biz de aynısını yapabilirmişiz.

İki dönem arasındaki en önemli fark futbolun bütçesinde… Örneğin günümüzde en pahalı transfer 94M€ ile Ronaldo iken, Messi’yi Barça’dan kopartabilmek için belki de 150M€ bile yetersiz olabilecekken; 85-90 döneminin en pahalı transferi, 1987’de PSV’den Milan’a 12M €’ya transfer olan Ruud Gullit’di. Bir önceki rekor 1984’te 11,6M €’ya Barcelona’dan Napoli’ye geçen Maradona’ya aitti. Bir Guiza parası yani. Görüldüğü gibi, transfer bütçelerine baktığımızda 8-9 kat civarında bir artış olmuş. Muhtemelen İngiliz takımlarının bankalara ciddi miktarlarda borcu da yoktu ve bu borçları ödemek için tek yolları Avrupa Kupalarından elde edecekleri gelir de değildi.

Bir diğer olgu; İngilizlerin futbolda her dönemde kendi kabukları içinde yaşamaya en yakın toplum oldukları gerçeği… Örneğin bugün İngiltere Milli Takımı’na baktığınızda sadece Bursaspor’da oynayan Scott Carson’ın yurtdışında oynadığını görebilirsiniz.

Bunun yanında, Heysel Stadı’ndaki facianın ardından UEFA’nın sadece Liverpool’a 3 sene ceza vermesi beklenirken, Thatcher’in “bizim hayvanlara bu ceza az” diyerek cezayı tüm takımları kapsayacak şekilde 5 yıla çıkarmasının oluşturduğu cesur imajla; şikeyle yargılanan kulüpler için  UEFA’nın “Allah aşkına bir karar verin artık” diye yalvardığı ortamda, “bizim değil ceza vermek, karar bile verebilecek cesaretimiz yok” diyerek gerekirse 5 yıl kupalara katılmamayı göze alan pısırık imajı nasıl aynı kefeye koyabiliyorlar, anlamak mümkün değil.

Gelelim 5 yıl kupalara katılmayan İngiliz takımlarına ne oldu ki diyenlere…. İngiliz takımlarının üç Avrupa Kupası’ndaki başarılarını incelediğimizde 1970-1985 arasında 5 UEFA Kupası, 2 UEFA Finali, 4 Kupa Galipleri Kupası, 2 Kupa Galipleri Finali, 7 Şampiyonlar Ligi Kupası, 2 Şampiyonlar ligi Finali başarısı gösteren İngiliz takımları; 5 yıllık cezanın ardındaki 15 yılda yani 1990-2005 yılları arasında 1 UEFA Kupası, 1 UEFA Finali, 3 Kupa Galipleri Kupası, 1 Kupa Galipleri Finali (1999’da bu kupa sona erdi) ve sadece 1 Şampiyonlar Ligi Kupası kazanabildiler. Yani 22 kupa+finale karşılık, 7 kupa+final… Rakamlar yalan söylemiyor.

Başbakanın bahsettiği “cezadan sonra döndüler, kupalarını kazandılar” diye bahsettiği kupa Manchester United’ın ceza sonrası 1991’de aldığı Kupa Galipleri Kupası. Aynı 2006’da şike nedeniyle puanı silinen Milan’ın, aynı sezon Şampiyonlar Ligi kupasını alması gibi.

Yanlış düşünüyoruz diyelim. Avrupa Kupalarına 5 yıl boyunca katılmayalım. Zaten zor zahmet Türkiye’ye getirdiğimiz yıldız yabancıların 30+ olan yaş sınırını, 35+’ya çekelim. 1M€’luk oyuncuları 1,5M’a ikna edebiliyorken artık 2M verelim, tabi verecek para bulabilirsek. Bankalara biraz daha yalvaralım, borçların vadesini yayabilmek için… Hükümete ziyaretlerde bulunalım, vergi borcunu affettirebilmek için. Kendimize rol model aldığımız İngiltere’nin küme düşen takımlarının bile sezonluk 25-30 bin kombine satmasını, hemen her maçın kapalı gişe oynanmasını kıskanarak izlerken; her geçen maçta biraz daha duyulsun futbolcuların, teknik adamların bağrışları…

Günümüzün popüler ikonu “Thatcher Modeli”ne karşı benim de bir modelim var : “Challanger Modeli” .

Hani şu mühendislerin tüm “ O-Ringler soğuğa dayanmaz” uyarılarına rağmen, müdürün “biz kontrol ettik, bir şey olmaz” demesi; politikacıların “fırlatın artık, her erteleme bize oy kaybettiriyor” dayatması sonucu göz göre göre fırlatılan ve içindeki her şeyle beraber patlayarak yok olan ünlü uzay mekiği Challenger…

Bilmem anlatabildim mi?...





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
 
Eylül (1)
  2015
  2013
  2012
  2011
Son Girilen Makaleler
mustampha
| 20 Kasım 2019 |
ucan-alman
| 08 Kasım 2019 |
enis-4-4-2-sistem
| 07 Kasım 2019 |
ali-sami-yen-1905
| 31 Ekim 2019 |
aslanimbenimbe
| 28 Ekim 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN