Makale Yaz
Bu haberi yazdır
Kurtuluş planı
 Şub
20
 2019

Kurtuluş planı

 

Şaka değil arkadaşlar ciddiyim. Galatasaray’ın kurtuluş planını aşağıdaki maddelerle tek tek anlatıyorum. Belki unuttuğum bir şey vardır ama bu maddelerin hepsi gerçekleşirse, Galatasaray ait olduğu yere yani dünyanın en iyileri/büyükleri arasına girebilir fikrimce.

1.      Çoğu branşların tek tek kapatılması; ezeli rakiplerle sidik yarışına girmek uğruna Galatasaray kulübüne maddi anlamda inanılmaz zarar veren bu branşlar her ne kadar yüzlerce/binlerce elemanlarımızı barındırsa da, artık kulübümüzün geleceğini düşünüp bu branşların çoğunu kapatmamız lazım ki oraya giden para başka yerlere yönelsin. Eğer yanılmıyorsam Galatasaray’ımızın 15 civarı farklı branşları var. Tabi bu branşların giderleri ve maliyetleri düşük futbolla kıyaslarsak, fakat yıllar boyunca az zarar yapsan da 10-20 yıl sonra o az zarar dediklerimiz kulübümüzü daha da zor (maddi) durumda bırakabiliyor. 

Kimse yanlış anlamazın; burada nankörlük falan yapmıyoruz. Tabi ki basketboldaki kızlarımızla gurur duyuyoruz elde ettikleri başarılarla. Tabi ki de tekerlekli sandalye basketbol takımındaki aslanlarımızın her zaman başımızın üstünde yerleri var. Ama arkadaşlar eğri oturup doğru konuşalım, her ne kadar istemesek de çoğu branşlar sayesinde bu ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz spor kulübü olarak.

O yüzden benim fikrim; Futbol, Erkek basketbol ve Kadın voleybol takımlarını tutup diğer branşları tek tek (hepsini ayni anda değil) kapatıp en azından oradan gelen zararı kapatmış oluruz. Bana göre en mantıklısı olan her sene bir tane branşı kapatıp, kapatmadan bir sene öncede bu branşı kapatacağımızı herkesle paylaşmak olacaktır. Mesela 2020’de Binicilik branşını kapatıyoruz dersek ve bunu 2019’da paylaşırsak en azından o branşta çalışan elemanlarımızın bir sene boyunca kendilerine başka bir takım bulmalarını sağlayabiliriz. Eğer zamanı geldiğinde, ekonomik şartlar düzelirse bu kapatılan branşlar tekrar gözden geçirilir ve tekrar açılabilirler gerekirse. Aşağıda bütün mevcut branşlarımızı yazdım.

-          Futbol 

-          Basketbol 

-          Tekerlekli Sandalye Basketbol 

-          Voleybol 

-          Sutopu 

-          Yüzme

-          Kürek 

-          Yelken 

-          Atletizm 

-          Judo 

-          Satranç 

-          Tenis 

-          Binicilik 

-          Briç 

-          E-Sports 

Yani gördüğünüz gibi 15 tane farklı branşlarımız var ve bunların çoğunda erkek ve kadın takımları bulunmaktadır. Bende diyorum ki; Futbol, Erkek basketbol ve Kadın voleybol hariç diğer branşları tek tek (Galatasaray’a yakışır bir şekilde) kapatıp, orda bulunan sporcularımızı ve hocalarımızı da zamanında bilgilendirip güzel bir şekilde yolları ayırmak gerektiriyor. Geride sadece üç tane branşımız olsa da yine de bir spor kulübü olarak devam edebiliriz, daha az zarar yaparız ve rakiplerimizde artık birbirleriyle sidik yarışına girerler.

 

2.      Başkan/Yönetim; benim şahsi fikrim Galatasaray’ın şuana kadar bir dünya kulübü olamayışı, aşağı yukarı son 20 yılda HER başkan/yönetim tarafından iyi bir şekilde yönetilmeyişidir. Maalesef nedense kulübümüze gelen başkanlar/yönetimlerin çoğu basiretsiz, beceriksiz, kendini beğenmiş, ezik, düşük vizyonlu, aşırı bonkör, ne yaptığını bilmeyen ve bazılarında Galatasaraylı mı değil belli olmayan başkanlar/yöneticiler tarafından yöneltildi. Simdi her başkanı/yönetimi tek tek anlatmayacağım çünkü bu makale o zaman kitap olur. Fakat renktaşlarım bunu bilsinler ki Faruk Sürenden Mustafa Cengiz’e kadar ben bir EFSANE başkan görmedim. Neden mi? Çünkü bunların hiç biri Galatasaray’ın geleceğine dair bir yatırım yapmadılar, hiç biri Galatasaray’ın geleceğini önemsemedi. Hep şimdiyi, bugünü düşündüler (bide tabi ceplerini ve imajlarını ’da düşünenler vardı). O yüzden, benim gözümde, bunların hiç biri efsane değil.

Benim için hangi başkan/yönetim efsane biliyor musunuz? Tanımadığım, görmediğim, bilmediğim Selahattin Beyazıt. Neden mi? Çünkü adam Galatasaray’ın 40-50 yıl sonrasını düşünüp Riva Arazisini kazandırmıştır kulübümüze. Zor günde lazım olur diye. İşte EFSANE dediğin böyle olur. Ama sonra ne oldu? Bir diğer ‘efsane!’ başkan, Dursun Özbek, Riva’yı çerez parası olarak kabul edilen bir miktar karşılığında araziyi peşkeş çekti (bir diğer ‘efsane!’ başkanımız olan Adnan Polat’ın Ali Sami Yen’de yaptığı gibi).

Burada anlatmaya çalıştığım, eğer Galatasaray’ın başına işini bilen, camianın yükünü kaldırabilen, gerektiğinde her çakalın haddini bildiren, sert ama acımasız olmayan, taraftarın sesine kulak veren, kendi çıkarlarını değil de sadece kulübün menfaatlerini düşünen, (medya) iletişimi üst düzeyde olan, saçma sapan mobbing uygulamayan, bahanelerin arkasına sığınmayan, vizyonu bugünü değil ama yarını gören ve en önemlisi GERÇEK GALATASARAYLILARDAN oluşan bir başkan/yönetim gelirse…..işte o zaman arkadaşlar arkanıza yaslanıp keyifle, rahat rahat çayınızı yudumlayabilirsiniz. Çünkü daha deminde yazdığım gibi, son 20 yılda Galatasaray’ın bir dünya kulübü olmamasının en önemli nedenlerden birisi kötü bir şekilde yönetilmesidir, Galatasaray’a layık bir başkan/yönetimin olamayışıdır.

3.      İçimizdeki lağım fareleri; kullandığım üslup için beni affedin, fakat aklıma şuan başka bir şey gelmedi (belki ispiyoncu ya da bukalemun kelimelerini kullanabiliriz bu şahıslar için). Benim burada söylemeye çalıştığım; içeriden dışarıya çok fazla bilgiler sezdiriliyor, sızdırılmaması gereken şeylerde bunlara dâhil (mesela taktik bilgiler, transfer hedefleri, finansal durum vs.). Yani içimizde ‘hainler’ olması pek de şaşırtıcı bir durum değil. Unutmayın ki Galatasaray’ın içinde olabilmeniz için Galatasaray Lisesi’nde okumanız yeterlidir.  

Duşunun ki, eğer bir fanatik FBJK’li Galatasaray Lisesinden mezun olursa ve Galatasaray’a üye olmaya kalkarsa onun önünde bir engel olmayacaktır (başkanlığa kadar gidebilir hatta). İçerden de neler yapılır neler. Galatasaray dışardan gelen saldırılarla çökmez, tam aksine daha da güçlenir ve daha da kenetlenir. O yüzden bizim çökmemizi isteyenler dışardan vurmak yerine, içeriden karıştırmayı daha uygun görebilir. Belki de fazla paranoyağım ve böyle bir şeyin mümkün olmadığı gerçektir.  

Fakat arındırmamız gereken birçok bitki var bence Galatasaray’ın içinde, bunları nasıl bulursun nasıl deşifre edersin bilemem ama elbet bu problem için bir çare bulunur.

Bu maddeyi yazmamın nedeni olarak şöyle özetliyim; ne kadar çabuk bütün ‘lağım farelerinden’ kurtulursak o kadar çabuk kafamız rahat eder ve engelsiz bir şekilde yolumuza devam edebiliriz.

4.      Fatih Terim’den sonrası; Galatasaray Spor Kulübünün en önemli branşı futboldur ve futbol takımı ’da sadece bir kişiden sorulur o da Fatih Terim. Peki, Fatih Terim’den sonra ne olacak? Şuan bunu düşünmek için erken olabilir fakat unutulmasın ki Fatih Hoca’da 100 yaşına kadar takımın teknik direktörlüğünü yapmayacak. Allah uzun ömürler versin hocamıza fakat şuan 65 yaşında olan bir hocadan bahsediyoruz ve elbet bir gün gelecek ve o da emekli olacak. Peki, ondan sonra ne olacak? Takımın başına kim geçecek? Levent Şahin mi, Ümit Davala mi yoksam Hasan Şaş mı? Bence bu saydıklarımdan hiç biri Galatasaray’ın baş antrenörü olarak yeterli değil. Peki kim yeterli, Fatih Terim hariç tabi? Her seferinde zor durumda olunca Fatih Terim’e sarılıp bizi kurtarmasını bekliyoruz (emekli olduktan sonra da aynisini yaparsak şaşırmam). Bazen kurtarıyor bazen de kurtaramıyor, fakat bu bir gerçek ki isterseniz Fatih Terim’i sevin isterseniz sevmeyin şuan Galatasaray futbol takımını ileriye taşıyabilecek (ya da en azından ayakta tutabilecek) kişi Fatih Terim’dir ve şimdiden onun bir gün emekli olacağını düşünmek ondan sonra kimin geleceğini düşünmek gerekir.

Burada önemli olan yıllar sonra Fatih hoca emekli olduğunda onun yerini hemen en iyi şekilde doldurabilecek bir profilin takımın başına geçmesidir. Benim şahsi fikrim yerli, genç ve Galatasaray’ın içinden gelen birisi. Şuan hemen aklıma gelen bir isim yok ama tabi Fatih Terimin yerini doldurmakta o kadar kolay değil bunu tarih bizlere birkaç kez gösterdi zaten.

Şimdiden arayışlara başlanması lazım diye düşünüyorum, yumurta kapıya dayandığında çok geç olabilir çünkü. Hocamıza da bu soruyu sormak lazım; sizin yerinize kimi uygun görüyorsunuz? Alex Ferguson emekli olduğunda, David Moyes’i önermişti. Moyes’de ilk sezonunu bitirmeden kovulmuştu. Yani hocamızın yerine gelecek olan kişi hemen Fatih hocayı unutturur garantisi yoktur ama yine de erkenden araştırılmalıdır ve zamanı geldiğinde Fatih hocamızın yerine geçmelidir (belki de hocamızın yanında 1-2 sene yardımcı olarak da çalışabilir, baş antrenör olmadan önce).

Son olarak ’da Fatih hocamız umarım bir gerçeğin farkına varır ve artık futbolcuların değiştiğini ve 10-20 sene önceki futbolcu tiplerin kalmadığını anlar. Eren ve Serdar konusunda bence fazla duygusal davrandı ve hemen kesip attı. Oysa sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Eren, hiç olmazsa 2’ci / 3’cu forvet olarak takımda kalabilir di sözleşmesi bitene kadar. Çünkü şuan kim Eren’i transfer etmek ister ki? Adam bizden yılda 2 milyon alıyor, başka hangi enayi o parayı vermek ister? Serdar çok fazla sakatlanıyor evet doğrudur, müzmin sakat o da doğru ama bu ayni Serdar geçen sezon burnu kırık maskeyle oynamadı mı? Ne oldu da sadece bir yılda bu fedakâr oyuncumuz birden bire bizden farklı bir çalışma kültürüne sahip oldu? Birileri kafasını mı karıştırdı, kendisini yeterince önemsemediğimizi mi sandı yoksam? Yapacak bir şey yok, olan oldu artık. Serdar FB’ye gitti ve Eren’de sadece antrenmanlara çıkıyor.

Fatih hocanın artık bugünkü ‘modern’ futbolcuların farklı olduğunu anlamalı. Artık omuzu çıksa ’da oynayan, kafası yarılmasına rağmen dışarı çıkmak istemeyen, 41 derece ateşle sahaya çıkan futbolcu tipleri kalmadı. Günümüz futbolda daha çok kırılgan, nazlı, adamdan daha çok madam futbolcular var. Hocamız bunu kabul etmeli yoksam kadro kurmakta zorlanabilir ilerde. Kafası yaralan bırak bandaj takmayı, helikopterle hastane ’ye götürülmek ister, bir kere hapşırdı mı kendisini ‘iyi’ hissetmeyen oyuncular var artık. İstesek de istemesek de günümüzün futbolcuları böyle, yapacak bir şey yok.

5.      Gençlerin önü açılsın; hani hep deriz ya ‘gençlerin önünü açalım’ diye. Bakıyorum da yönetimde olsun, kongrede olsun bu söze pek fazla kulak asan yokmuş. Bu kadar zor mu? O koltuktan kalkıp yerini senden çok daha genç ve en az senin kadar Galatasaraylı olan birisine emanet etmek. Çok zor değil bence ama işte söz konusu Galatasaray olunca millet nedense ‘bırakmakta’ zorlanıyor. Size bir örnek vermek istiyorum, güler misiniz ağlar mısınız orası size bağlı. Kısa bir süre önce Galatasaray’ın kongresi vardı ve bu da GSTV’den canlı olarak aktarılıyordu. Ben oturma odasında oturmuşum seyrediyorum. Oylamalar falan filan olacak işte, bildiğiniz kongre. Baktım kapıdan bir dedemiz içeri giriyor. Dedemiz 90-100 yaş arası desem yalan olmaz, o yaş kategorisinde yani. Bastonla içeri doğru giriyor ve koltuğuna yürümeye başlıyor. Bende o esnada kalktım mutfağa gittim, mutfakta kendime sandviç yaptım ve sandviçimi yedim. Sonra tekrar oturma odasına giderken TV’nin karşısına geçtim ve inanır mısınız bizim dedemiz halen koltuğuna doğru yürüyor. Kulakları iyi duymadığı için ve gözleri iyi görmediği için en ön koltukta oturmalı bizim sevgili dedemiz. Ve bu sevgili dedemiz ’de (iyi görmeyen, iyi duymayan, 100 metreyi 20 dakikada yürüyen dedemiz) Galatasaray adına oy verecek, verilen kararlarda katkısı olacak. Yahu Allah aşkına, tamam herkese saygımız var yeni üye olanlara da, 75 yıldır üye olanlara da herkese saygımız sonsuz ama vakti gelince ‘buraya kadar’ demesini de bilmeniz gerek.  

Ben Galatasaray Spor Kulübünde hem yönetimde, hem kongrede, teknik heyetlerde ve oyuncu kadrolarında gençleri ’de görmek istiyorum. Çünkü gençler bizim geleceğimiz. Daha dinamik, daha hırslı, daha hayat dolu insanlar görmek istiyorum. Sadece çoluk çocukla doldurun kulübü demiyorum ama belirli bir yaş limiti olsun (mesela kongre üyeleri için 70’den sonra emeklilik şart gibi şeyler). Deyim yerindeyse ‘fazla abartmamak lazım’, zamanı geldiğinde bir adım geri atıp başkası bir adım öne atmalıdır. Galatasaray’ın geleceği için daha fazla genç üyeler, genç kongre üyeleri ve genç yöneticiler lazım.

 

6.      TARAFTAR; Galatasaray taraftarı hakkında bir şey yazmaya gerek yok. Zaten Galatasaray taraftarı olmasaydı kulübün kapısına çoktan kilidi vurmuşlardı. Galatasaray taraftarı her zaman gerekeni yapıyor. Tepkisini ’de koyar, isyanda eder, istifaya da çağırır. Taraftar ne yapsa hakkıdır, çünkü bu taraftar bu camia için az fedakârlıklar yapmadı. Zengin başkanların ve yöneticilerin yapamadığını bu taraftar yapmıştır zamanında, ‘profesyonel’ elemanların bilemediğini bu taraftar bildi. Taraftarlardan tek ricam, rakiplerimizi rencide edecek hareketlerden kaçınmaktır. 

        Oleymiş, 3 3 3’muş. Bunları geçelim                         arkadaşlar, bize karşı bu tür rencide edici                   hareketler yapılıyor evet, hatta daha ağır şeyler         yapılıyor bize karşı evet ama bizde ayni                     seviyesizlikte karşılık vermemeliyiz. Çünkü biz           Galatasaraylıyız, bizleri diğerlerinden farklı                 kılan şey de bu zaten - Metin Oktay ruhu                   diyorum, gerisini siz anladınız. 

Taraftarı niye madde olarak ekledin o zaman diye sorarsanız; çünkü eğer bu taraftar camiaya sırtını çevirirse, bu camiaya destek olmazsa işte o zaman dünya kulübü olmak zor. Çünkü dünya kulübü olmak için en büyük etkenliğimiz taraftarımızdır. Zaten mevcut başkandan/yönetimden pek fazla umutlu değiliz, o yüzden taraftar olarak (gerçek Galatasaraylılar olarak) bu camiayı ayakta tutmak gerekir.

Son olarak da şunu söyleyeyim bu konu hakkında, yıllar önce başlatılan ve Galatasaray taraftarlarına ‘iyi gün taraftarı’ etiketi yapıştırılan mevzusundan bahsetmek istiyorum. Bu algı bizi kıskananlar, hazmedemeyenler ve zamanında da kuyruk acısı yaşattığımız ‘insanların’ nefret kusturmasıdır. Galatasaray taraftarı, hiç kimsenin yapamadığını yapmıştır (4. Yıldız sezonunda olduğu gibi vs.) ve Galatasaray taraftarı hiç kimsenin yapamayacağı, hayal bile edemeyeceği birçok şeyler daha yapacaktır elbet istikbalde. O yüzden kıskanan çok ve o yüzdende bu tur algılarla bizleri düşürmeye çalışacaklar elbet. Sakın onların tuzaklarına düşmeyin renktaşlar, onların istedikleri de bu zaten.

Galatasaray taraftarı her zamanki yaptığı şeyleri yapmaya devam etsin (rakibi rencide etmek hariç tabi) ve kıskananlarda çatlamaya devam etsin.

Evet gençler, Galatasaray’ın ‘kurtuluş planı’ için bu altı maddeleri yazdım (‘neden 6’ diye sormayın, 6 işte J). Tabi ki bunlar benim şahsi fikirlerim ve elbet yanıldığım konular vardır veyahut eksik/fazla yazdığım konular ama ben şahsen bu şekilde düşünüyorum. Sizin fikirleriniz farklı olabilir ve onları da paylaşmanızı tavsiye ederim. Nasıl olsa her şey Galatasaray’ın iyiliği için ve Galatasaray’ın geleceği için herkes fikirlerini paylaşmalıdır.

Saygılarımla,

              FSI

  





Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin :
Webaslan Twitter Webaslan Google+ Webaslan Facebook Page Webaslan RSS Webaslan iPad Webaslan Mobil
reklam
Yazarın diğer yazıları
  2019
 
Şubat (1)
Son Girilen Makaleler
dewildemonn
| 13 Mayıs 2019 |
ucan-alman
| 11 Mayıs 2019 |
sizofren
| 10 Mayıs 2019 |
ucan-alman
| 02 Mayıs 2019 |
En çok yorumlananlar
Blog bulunmuyor...
TÜMÜ
WEB ASLAN