Milli felaket!

A Milli Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink'in sarı-kırmızı tercihleri sizce de şaşırtıcı değil mi?

Yaklaşık 1 ay kadar önce Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanan Türkiye – Fransa basketbol karşılaşmasına gitmiştim..Maçtan önce oturmuş olduğum tribünden Türk Futbol Milli Takımı'na ayrılmış olduğu belli olan saha kenarındaki sandalyeleri görünce de her Türk gibi birlik/beraberlik adına motive olmuştum..Basket maçının başlamasına az bir süre kala Turkuaz-Beyaz eşofmanları ile Milliler salona geldiklerinde deyim yerindeyse kıyamet koptu.

12 Dev Adam birdenbire 24 Dev Adam'a dönüşüverdi ve yoğun bir alkış tufanından sonra oyuncular kendilerine ayrılan sandalyelere oturdular..Arda ve Sabri aralarında Semih, E. Belözoğlu, Tuncay, G.Gönül gibi oyuncuların bulunduğu topluluğun arasında oturdular... Servet, Hakan gibi oyuncularımızda aralarında Kazım, Hamit gibi oyuncuların bulunduğu diğer köşeye...

Kendi kendime "fanatikliği bırak, bak nasıl yanyana oturuyorlar"  derken bir yanımda bu görüntünün samimiyetini sorgulamıyor değildim...Öyle değil mi; çok değil daha 1 sene önce kavga dövüş birbirine girmişti iki takım oyuncuları ve Arda "Demek ki Milli Takım arkadaşlığı yalanmış" sözcüklerini içinde bulunduran bir açıklama yapmıştı hemen akabinde...

Devre arası olduğunda; oyunculara basket topu atıldı; Onlarda topu saha dışından potaya salladılar..Gökhan Gönül, Semih, Sabri.. Hepsi kendi çapında topu yetiştirmeye çalıştılar... Mümtaz Türk medyası ve sadece saha içindeki mücadeleyi değil saha içindeki herşeyi de rekabet konusu yapan rakip taraftarlar onca görüntünün içinden sadece Sabri'nin şut çekerkenki halini yaınlamayı tercih etti.

Doğru ya; "Sabri" ellerine geçen her fırsatta "Sarbi" idi Onlar için, basket takımının maçına giderken bile ortalıklara düşüp şutu atan oydu...Arda'ya, Servet'e, Hakan'a böyle bir yakıştırma olmazdı ama Lugano/Luciano/Semih/Volkan ile geçmişi düşünülünce Sabri en mantıklı hedef idi karşı medya için...

Derken Sabri milli maçlarda tekrar sakatlandı...2008'de son kez şampiyon olduktan sonra devamlı kilit oyuncularından uzun süreli sakatlıklardan dolayı faydalanamayan Galatasaray'ımız bu kezde Sabri'yi kaybetti..Sabri bizim maçlarda sakat diye oynamıyor; her ne hikmetse iyileştiği hafta Milli Maç oluyor ve orada oynadıktan sonra bizim maçımızda Sabri hariç hemen hemen herkes sağ bek oynuyordu maçlarımızda ve antremanlarda..(Ali, Serkan, Neill, Barış ve diğerleri)..

Fransa basket maçından sonra Arda'da sakatlandı; Slovenya maçında yine Sinan Erdem'de idim, Arda'da tam önümde..Ayağının sordum; "6 hafta abi" dedi..O üzgün, ben Ondan üzgün..Derken Slovenya maçının devre arasında su almak için antreye çıktım; Arda yürüyemediği için O'na da su alarak..Verirken "Bak dedim;bunları bedava vermiyorum; herbiri 1 gol 1 asist"...

Gülerek "tamam abi" dedi Kaptan, be üsteledim "Manisa'ya karşı değil ama Kadıköy'deki gol ve asist"..Baş parmağı ile onayladı beni, gülüştük..Bir yandan da kafam karışmıştı, evde dinlenmesi gerek diyordum kendi kendime..Madem bu kadar sakat, evde dinlenseydi ya..Ama görünce O'nu karşımda, iyi oynadığı bir maç sonrası tribüne gelirken ki hali geliveriyordu gözümün önüne.."O sahadaki ben, ben tribündeki O" oluyordum...

Bu hafta ise bir değil birçok kez daha sarsıldım; Karabük karşısına bile yedek soyunan Sabri'nin oyuna geçte olsa alındıktan sonra çabalayıp takımı ayağa (anca 1 gol atacak kadar) kaldırma çabaları içimdeki Sabri'ye karşı duyduğum derin ve vazgeçilmez sevgiyi daha da arttırdı...Bir gün bu takım Kadıköy'de galip geldiğinde  o golü Sabri atsın diye geçirdim içimden, bilmem kaç bininci kez..

Sonra yeniden Milli Takım kadrosu açıklandı.."Servet'i Milli maçlara sakladık" diye trajik bir komedya yaratan Hollanda'lı Teknik Direktörümüze diğer bir Hollanda'lı da eşlik ediyor ve sahada toplam 25 dakika kalan Sabri'yi ve yedek bile soyunmayan Hakan ve Arda'yı çağırıyordu milli takım kampına..

Arda, Servet, Sabri, Hakan..Milli kadroya çağrılmadan önce Galatasaray'ımızın oynadığı son resmi maçta toplam 25 dakika sahada yer alan 4 oyuncumuzun dördü de Milli Takım Aday kadrosunda...Ve olan oldu; Arda tekrar sakatlandı..Üstelik karmaşık ve çapraşık açıklamaların gölgesinde...Peki ya sevgili Arda; kendini zorladığın, sakat sakat oyuna devam ettiğin için sakatlanıp Galatasaray'ı sensiz bıraktın, değil mi? Neden bir daha zorluyorsun kendini? Neden? Sen bu takımın kaptanı isen sadece ayyıldıza değil aynı zamanda parçalıya da gönül verenlere karşı da sorumlu hissetmedin mi hiç kendini??

Senin sakatlanmandan çok değil 1-2 saat sonra birileri çıkıp ekranlarda timsah gözyaşları dökerek senin adına açıklamalarda nasıl bulunabiliyorlar? Koskoca GALATASARAY klübü ezeli rakibin bilmem kaçıncı kaptanının böylesine konuçmasına nasıl izin verir? Bu camiada Cevat Hoca dışında buna cevap verecek kimse yok mudur? Varsa da Cevat Hoca'nın 10'da 1'i kadar yürekleri var mıdır? Neden susmaktadırlar?

Aynı zihniyet daha 1 yıl önce "burası Kadıköy, 41.saniyede sert bir faul yapsam sarı kart bile görmem; dur şu Baros'a bir hoşgeldin diyeyim, zaten şu 2525 kişi maça 20 dakika kala yaptıkları tezahüratla beni çileden çıkardılar" diye hareket etmemiş midir? Elbette Baros'un ayağı bilerek kırılmadı ama o faul (sezon boyunca devam ettiği gibi) "orası ve o faulu yapan kişi imtiyazlı bir yer/kişidir" mantalitesinin bir sonucu değil midir? Şimdilerde geçmişi bizle ilgili yaşadığı ikilemleri çözememiş bir oyuncu profili kim oluyor da "Yok pubis, yok Florya'daki çim" diye kendisini ile ilgili konuları ağzına almaktadır, alabilmektedir...

Galatasaray'ı yöneten insanların Sapanca'daki kürek yarışlarında rakiplerini tebrik etmenin yanında bu lafları cevapsız bırakmamak gibi görevleri de vardır. Hatırlatması bizden..

Kalan ve kalmak için çabalayan sağ oyuncularımız ile 24 Ekim'de tarihi yazmak ümidi ile,

Saygı ve sevgilerimle,

Ant İpek
Webaslan'a devam... Webaslan Mobil Uygulamaları