Hazırlık maçlarından önce gözüm Arda'nın formasının yaka kısmına takılıyor sevgili okurlar.. Geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru kilo almaya başladıktan sonra formasının yuvarlak yakasını maçlardan önce keserek başlayan Arda bu kötü alışkanlığını bu senede devam ettiriyor. Merak ettiğim diğer bir konu takımımızın malzemecisinin mi Arda'nın mı formayı kestikleri? Eğer malzemecimiz formayı kesiyorsa birilerinin kendisine "Arda'nın forma boyun kısmından sıkıyor; biraz kes ucunu her maçtan önce" demiş olmaları lazım.. Eğer formayı Arda ucundan kesiyorsa her maçtan önce bandajları kesmeye yarayan makası alıp mı kesiyor acaba formasını? Peki ya böyleyse kimse çıkıp demiyor mu "Sen ne yapıyorsun bu forma ile?"..
Takıma dönelim biz.. Rakipler her ne kadar hafif olsa da sahada yer alan oyuncularımız geçtiğimiz sezonlara göre daha disiplinli bir görünüm sergiliyorlar sahada.. Rijkaard oyuncuların hemen hemen hepsine tek devre görev vererek Onları rahatlıkla gözlemleme şansına sahip olurken, Aydın gibi, Serkan gibi oyuncularda "köprüden önce son çıkış" olarak gördükleri Hollanda kampında kadroda boş gözüken son 2-3 kişilik kontenjana dahil olmaya çalışıyorlar.
Keita'nın gidişi ile boşalan sağ açık mevkii için Serdar Beşiktaş'ta gösterdiği performansın daha fazlasını ortaya koyarak ciddi bir alternatif olabilir gibi gözüküyor.. Yeni transferimiz Mehmet'in forvet hattındaki performansı bu şekilde devam ederse Chelsea'nin Drogba ve Anelka'yı kullandığı şekilde Baros ve Mehmet'i bir arada kullanma yoluna gidebilir Rijkaard.. Mehmet Anelka gibi önde pivot santrafor, arkasında ise topu dağıtan ve çapraz koşularla rakibi canından bezdiren Drogba formatında Baros.. Olmaz mı? Neden olmasın sevgili okurlar..
Keita geçen sene genellikle kendisi sahada olmasa da galip gelebileceğimiz maçlarda daha üstün performans gösteriyor idi; ne zaman ki (Atletico Madrid maçlarında olduğu gibi) maçlar ciddileşti; o sorumluluğun altından istenildiği gibi kalkamadı eski oyuncumuz.. Yetenek konusunda eşi benzeri bulunmaz ama görünen önümüzdeki sezon daha ekonomik ve ayakları yere daha basan ve daha istikrarlı bir şablona ihtiyacımız olduğu.. Bu noktada Pino transferinin henüz gerçekleşmediğini göz önüne alarak Kewell ile ilgili son uyarımızı yapalım yönetime.. Hem bizim Kewell'a hem de O'nun bize ihtiyacı var.. Yok karaciğeri hasta imiş, yok yaşlı imiş.. Bakınız sevgili okurlar; yaşından önemli olan sahada yaptıkları..
Şunu düşleyin; sezonun 2. maçı.. Ali Sami Yen'de Bursaspor ile oynuyoruz ve 5. dakikada Baros'un soldan taşıdığı topta Ali Tandoğan ceza dahası içinde faul yaparak durduruyor Milan'ı ve hakem Bünyamin Gezer kendinden beklenmeyen bir şekilde doğru kararı veriyor ve penaltıya hükmediyor.. Topun başına gelen Kewell penaltı profesörü Ivankov ve topu farklı köşelere yollayıp topu ağlarla buluşturuyor.. Tribünler "Harry Harry Kewell" diye inliyor.. Kewell mutlu, biz O'ndan mutlu.. Cimbom 2. haftayı lider geçiyor ve Harry'li kadromuz şampiyonluğa yelken açıyor.. Herşey para değil futbolda; yönetim maç başına teklif vererek mantıklı bir iş yapıyor ama herşey mantıkla da açıklanmak zorunda değil.. Bizim bu sene bu tarz bir itici güce ihtiyacımız var, hem de çok var sevgili okurlar..
Kaleye dönecek olursak; Emirhan'ı izledikten sonra aklıma Tanju'nun yıllar önce oynadığı reklam geldi.. Suyu içip "ohhhh, Emirhan varmış" dediği reklam... 20 yaşında, pırlanta gibi ve yapması gerekenleri yapıyor kalede.. Sade bir duruşu var ama kaleyi iyi dolduruyor ve pozisyon almayı çok iyi öğrenmiş.. Topu iyi takip ediyor ve şut çekilirken hareketli yakalanmıyor; bu yaşta bunları yapabilmesi çok ama çok iyi göstergeler..
4'er yıl arayla doğmuş; (1982-1986-1990) 3 Türk gencine güvenerek ve bu kararımızdan vazgeçmeyerek devam etmemiz lazım bu sene kalede.. Madem Taffarel'i, Mondragon'u o veya bu sebepten bulamadık; Zeytinburnu'ndaki inşaatında henüz para batırmamış genç Hayrettin'i 20 yıl aradan sonra tekrar bulmak için buna ihtiyacımız var.. Bulduğumuzda Milli Takım kalecimizi de değiştirmek üzere, bir sonraki yazıya kadar kalın sağlıcakla..