Güneşin balçıkla sıvandığı gece

Maç içindeki hemen hemen tüm dinamikler bize değil rakibe yaradı ve önümüzdeki haftalarda mumla arayabileceğimiz puan ve puanları bu sefer de Eskişehir’de bıraktı takımımız..

Maç içindeki hemen hemen tüm dinamikler bize değil rakibe yaradı ve önümüzdeki haftalarda mumla arayabileceğimiz puan ve puanları bu sefer de Eskişehir’de bıraktı takımımız..

Biz diziliş, oyun içi istek, sahada tutulan ve kenarda unutulan oyuncu tercihleri, maç içi taktik konusunda genelde “başarısız ve isteksiz” bir görüntü çizerken, rakip
Eskişehir evsahibi olmanın hemen hemen bütün avantajlarından (başta hakeme ilk çeyrekte yoklama çekip çalması gerektiği düdükleri çalmadığını görünce bu konuda abartmak başta olmak üzere) sonuna kadar faydalandı..

Önce Rijkaard’ın tercihlerinden başlayalım; orta sahanın ortasında rotasyon yapmasının arkasında olduk hocamızın.. Bunu yaparken ki beklentimiz ise daha formda ve hazır olan ikiliyi bulması koşulu ile idi.. Dünkü Ayhan’ı ve Mehmet’i görünce; Mustafa ve Barış’ın neden toplamda sadece 9 dakika oynadığını anlamak mümkün değil.. Üstüne üstlük Ayhan - Mehmet ikilisi defansın önünde oynayınca Elano da bu ikilinin önünde Arda ile yan yana oynadı ve Arda - Elano’nun dizilişte yan yana oynadığı bir maçı da 3 puansız kapattık.. Elano Arda ile aynı düzlemde oynayınca ileride hem defansif anlamda güçsüzleşiyoruz hem de geriden top gelmiyor.. Elano “iyi ve hazır bir Ayhan”la defansif anlamda boy ölçüsemese de Ayhan’ın dün yaptığı kadar defansı rahat bir şekilde yapabilirdi. Elano son yarım saatte stoperlerin önüne geçip top dağıtmaya başlayınca daha etkin bir oyun sergiledik ve daha çok boş alan bularak golü de attık.. Mehmet’e sadece bir yarı dayanılır; 45’ten sonra Mustafa veya Barış ile değiştirilir ve Dos Santos’a takımda yer açarak daha boş alan bulabilirdik dünkü maçta..

Dizilişteki teknik detayları bir kenara bırakalım; ilk yarıdaki oyun ve skordan sonra Rijkaard’ın maçı lehimize çevirmeye yönelik hareketi devre arasında yapmayı beklemek en doğal hakkımız.. Bu sayede rakibe de gözdağı verebilir ve son yarım saatte değil tüm ikinci yarıda bastırabilirdik ama Rijkaard sanki takımı agresif oynatmayı istemeyen bir antrenör gibi idi kenarda...

Gelelim maçın hakemine ve rakip oyunculara.. Artık izlemekten ve yorumlamaktan bıktığım filmi bu seferde Eskişehir’de gördük.. Maçın ilk 15 dakikası rakibi ve hakemi tartıp “tamam, bu da çalmıyor bugün” sinyalini aldıktan sonra topa iki ayakla bir elle dokunarak iki gol atan zihniyeti utanarak izledik maç boyunca.. “Haftanın sahtekarı” ödülü yerine “haftanın futbolcusu” seçilen sporcular ve maç içinde skoru dengelemeye çalışan hakem zihniyetinden “sezon içinde maçları dengelemeye çalışan” hakeme geçiş.. Çaldığı her düdükten önce “şu an skor kaç kaç, çalsam ne olur, çalmasam kaç kaç biter, sarı göstersem atmak zorunda kalır mıyım, şu kavgayı ayırayım da göstermem gereken kartları göstermemeyim” diye basbas bağıran ve başarısızlığa ve eyyama mahkum bir zihniyet.. Bir adım ileri gitmeyecek bu ülkede futbol bu zihniyetle sevgili okurlar.. Rakiplerimizin oynadığı maçlarda ikinci yarıda olduğunun yarısı kadar oyun duruyor; maç 7 dakika uzatılıyor.. Dün bizim maçta 60. dakikadan sonra sözüm ona sakatlanmalar, çoklu sürtüşmeler yaşanıyor, rakip oyuncu sakatım diye yatıyor, sahaya giren sağlık görevlileri tüm Eskişehirsporlu oyunculara su servisi yapıyor ve sonucunda maç 94:01’de bitiveriyor..

Dün aldığımız mağlubiyetle ASY’de F.Bahçe ve Bursaspor karşısında “yenilmemek” yeterli olacakken “galibiyete” muhtaç duruma düşmüş durumdayız.. Elbette bunu yapacak gücümüz var ama yuakrıda yazmış olduğum zihniyetin o maçlarda da tekrar etmeyeceğini kim garanti edebilir?

Saygı ve sevgilerimle.
Webaslan'a devam... Webaslan Mobil Uygulamaları