dünyanın endüstri olarak kabul ettiği bu "spor" dalını, geleneksel olarak bakmamızın bir şeyi geliştirebileceğine inanmıyorum,
geleneksel olarak bakmamız, bazı müzisyen ya da grupların Galatasaray forması ile konser vermesini başarı olarak görmemizi sağlayacaktır, sürekli başarı ise her zaman bir hayal olacaktır,
Türkiye belki de diğer ülkelerden çok daha önce spordan endüstriye geçiş yapmıştır,
baktığımızda, "seyirciler"'in takım sevgisi bazı grup ve organizasyonlar tarafından "nakit"'e çevirilmiş ama bu kulüp nezdinde ifade edildiğinde ya dışlanılmış ya da muhalefet yaratma adına, taraftarın müşteri olarak görüldüğü iddaa edilmiştir,
ailesinden bir çok bireyinin sporcu ya da yönetici olarak futbola hizmet ettiği bir kişi olarak, fenerbahçe'ye yenip yenilmemizin bana birşey ifade etmediğini söyleyebilirim,
kim hatırlıyor ki hasan şaş'ın yıldızlaşıp da Fenerbahçe'yi 4-0 yendiğimizi ya da bir 1.lig takımına bu kadar gol atılır mı dendiğini, beşiktaş'a karşı nasıl bir skor aldığımızı, 6-1 sanırım,
taraftar ve müşteri olarak ayrılmadan önce, kulüp yapısı ve şirket yapısını hatırlamamız gerek,
bu yoldan çıktığımızda, biz renklerine aşık olduğumuz takımın ürünlerini alırken, sınırlarımızın ne olduğunu bilmeize yardımcı olacaktır,
bir kulüpseniz bu sizin arka sokağınızdaki bir kulüp de olabilir, oy hakkınız olur, emeğiniz bir çabanız olur, gider bir beklentiniz olmadan destekler, çamurda bileği burkulan bir oyuncuya kendi çocuğunuz ya da kardeşiizmiş gibi üzülürsünüz,
bir müşteri iseniz, istediğiniz "takımı", (bu arada unutmamak gerekir, taraftar bir müşteriyse, takım da bir üründür, raftaki eti bisküvisinden farkı yoktur) seçersiniz, söz hakkınız ise sadece müşteri hizmetlerini 1 milyon kere ararsanız dinletebilirsiniz, kulüp de ise büyüklüğüne göre sadece tribünde bir "ses"sinizdir,
taraftarlar pahalılıktan şikayetçiler, o zaman siz de müşteri potansiyelinizi ortaya çıkartabilir, almama hakkınızı kullanarak tepkinizi gösterebilirsiniz,
bu gidip de diğer kulübün formasını alın ya da onları destekleyin demek değildir, forma alınacaksa bu aynı kulübün basketbol takımınınki de olabilir,
göğsüne 10 birim ücret ile avea yazdıran bir firma, sokaklarda sarı kırmızı Galatasaray forması ama göğsünde 2 birim ücret ödeyen bir cafe crown yazısı görmek istemeyecektir,
bu dolaylı yoldan sizin yani bir birey olarak yapamayacağınız baskıyı, sponsor firma yapabilir,
dünyada amerikalılar premier lige ilgi gösterirken, statyum işletmeciliği diye bir meslek dalı varken, "değişime tepki göstermek" ki six sigmanın en büyük önleyicisidir, basketboldan yetişen birinin kulübün başına geçerek birşeyler yapabilme çabası sadece iflasa sürükler,
benzer şekilde inşaatçı birinden kulüp yönetiminin beklenmesi gibi,
her geçen gün kaynaklar kısılırken, bunların iyi kullanımı sadece profosyoneller sayesinde kontrol edilmelidir,
profosyonelleşme nedir?
ilgili bölümün, ilgili bölümle alakalı, işin ehli tarafından yönetilmesi işletilmesidir kısaca özeti,
taraftar ise; günlük başarıya ya da muhalefetin vereceğini vaat ettiği bilet, otobüs, kısacası ranta endeksli insan topluluğudur,
özhan canaydın tarafından ekonomik olarak kötü yönetilen ama her sezon final oynayan bir takım olsa Galatasaray, kim canaydın'ı kötüleyebilecektir?
ya da
kara geçen ama her sezonu orta sıralarda bitiren, arada sırada büyük başarılar kazanan bir kulübün yönetimini kim beğenecektir?
ultra aslan, çarşı, genç generbahçeliler ve diğerleri, sanıyorlar ki onlar sayesinde birileri tribüne geliyor ve yine onlar sayesinde takımlarını destekliyor,
başarının olduğu her yerde destekleyen çıkacaktır, çıkmıştır da,
bir taraftar, bir takımı neden tutar?
ailesi tuttuğu için mi? başarılı olduğu için mi?
ailesi tuttuğu için bir takım tutan taraftar, bir sebebi yoktur aslında, bu taraftarın kulüp üzerinde nasıl bir etkisi olur, benzer şekilde herkes ferrari'yi tutuyor, renklerinden mi yoksa her sene başa oynamasından mı?
ferrari kendini tutturuyor, taraftar onu tutmakla bir lütuf işlediğini düşünmemeli,
bir taraftar ancak alınan kararlarda fikrini ifade edebilir, pahalı ucuz, formayı beğendik ya da beğenmedik,
ultra aslan, zamanında bir bildiri yayınlamıştı, taraftarlardan da birilerinin kulüp içerisinde olması, ucuza bilet, deplasmana otobüs, ucuza forma vs.
peki desteklenen bu kulüp nereden para kazanacak?
maçları izliyoruz, aynı adamlar üzerlerinde ya forma yok ya da 10 senelik formalar, her maçın ardından 2 lira kenara koyabilse, bir sonraki sezon üzerine biaz para koyup yeni formasını alabilir bir insan,
Galatasaray, Fenerahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, bunların 3'ü 100 yıllık kulüpler, Türkiye'nin bir ucundan bir ucuna gidin, yolda "tarihi ayran", "tarihi tost", "tarihi kebap" "tarihi cam bezi", pazarda satılanın en az 3 misli fiyata satılır,
bu 4 kulübün bir maçını izlemekle, İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un maçını izlemenin bedeli aynı olmaz olmamalı da, şikayetçi olan, ailesine neden bu takımı tuttuğunu ya da bu takıma neden bu kadar başarılı olduğunu sormalı,
globalleşen dünya diye devam edersek, rekabetin arttığı bir kaynakların her geçen gün azaldığı dünya ve ülkemizde, liseli ya da liseliye yakın diye birilerine, 100 yıllık kulüpler ve 100milyonlarca dolar borçlanma yetkisi verilmemeli,
bunun da önüne ancak profosyonel işinin uzmanı insanlar getirilerek yapılabilinir,
taraftarların bir müşteri olduğu, takımların ise bir ürün olduğu yöneticiler tarafından unutulmamalı, her yeni doğan yeni müşterinin bu kulübe nasıl kazandırılabileceği düşünülmelidir.
_________________________
webaslan.com bu mesajın içeriğinden sorumlu değildir. Görüş gönderen kişiye aittir.